Serap Yeşiltuna
Türk Ulusalcıları Irkçı BDP’ye Karşı Birleşin!

12 Haziran seçimleri tarihe “demokrasinin” Türk milletine bahşettiği en vahim sonuçlardan birini yazdırdı. PKK, oylarını değilse de temsiliyetini artırarak Meclis’teki varlığını neredeyse ikiye katladı.

AKP’nin %50’lileri bulmuş olması ve ulusalcı muhalefetin çöküşü bir yanda dururken, gerilla dedikleri teröristlere selam durup Apo’

ya af dileyen, Türk’ün varlığına kasteden tüm eylemleri olumlayan PKK uzantıları, Türk’ün Meclisi’ni zapt etmeye hazırlanıyor.

2009 seçimlerinde toplamda 2.264.000 oy alan BDP bu seçimlerde 2.825.000 oya ulaştı. Oylarını çok fazla artıramasa da planlı bir stratejiyle milletvekili sayısını 20’den 35’e çıkarttı ve barajın mağduru değil kazananı oldu.

Güneydoğu ile ilgili özel bir değerlendirme yapmak gerekirse, bu bölgede belli bir oy seviyesine ulaştılarsa da çok fazla üzerine çıkamıyorlar ancak görünen o ki “istila” bölgelerinde, yani özellikle göç ettikleri Mersin, Adana, İzmir, İstanbul gibi illerimizde oylarını hızla artırıyorlar. Mersin ve Adana’dan ilk kez milletvekili çıkardılar ve neredeyse diğer tüm kıyı bölgelerinde ve büyük şehirlerde oylarını artırdılar. Bu, PKK açısından tartışmasız bir zaferdir.

Yapılabilecek en ırkçı söylemle seçim kampanyası yürütmüşler ve en ırkçı sonuçlara ulaşmışlardır. Dünyanın hiçbir yerinde bir partiye belli illerden, belli bölgelerden, farklı ilçeler içindeki belli mahalle ve sandıklardan blok halinde oy çıkmamıştır sanırız BDP’ye olduğu gibi. Akşam yatarken “Kürt” diye yatıp, sabah kalkarken “Kürt” diye kalkan bu ırkçılar Kürtlerin yaşadığı yerlerden çıkan blok oylarla ırkçılıklarını devam ettirecek, Türk milletini bir yandan ırkçılıkla suçlayıp bir yandan da tehdit etmeye devam edecekleri bir döneme girmişlerdir.

PKK, Güneydoğu’daki Hâkimiyetini Yerel Yönetimlerle Sağladı

Peki PKK bu noktaya nasıl gelebilmiştir?

Yasadışı bir terör örgütünden “yasal bir terör örgütü”ne dönüşmenin hikayesi nedir?

Evet tam anlamıyla budur durum. Yıkıcı, bölücü, zararlı ve de hain bir yapı bir anda nasıl meşru bir zemine kaydırılmıştır?

1991 seçimlerine geri dönelim, 20 yıl öncesine…

DEP milletvekilleri Hatip Dicle, Leyla Zana, Ahmet Türk, Orhan Doğan, Sırrı Sakık, Mahmut Alınak -dönemin SHP’si tarafından Meclis’e sokulan, MHP’si tarafından kurduğu hükümet dışarıdan desteklenen bu vekiller- pek de uzun kalamamışlardı o Meclis’te. Ettikleri Kürtçe yemin çok büyük tepkiyle karşılanmış, hızlıca dokunulmazlıkları kaldırılmış ve yaka paça tutuklanmışlardı.

O dönem bölücülük yasaktı bu ülkede!

Bölücülük yasaktı yasak olmasına ama türlü kılıflarla bölücü siyasetlerini hem yerel hem de genel seçimlerde yapmaya devam ettiler.

1994 seçimlerini boykot eden PKK uzantıları 1999 seçimlerine HADEP olarak girerek 1 milyon 482 bin 194 oy aldı ve Diyarbakır, Ağrı, Bingöl, Hakkari, Siirt ve Van olmak üzere 7 ilin belediyesini ele geçirdi. Buna 23 ilçe ve 8 belde de eklenince toplam 37 belediye artık fiilen PKK’nın elindeydi.

2004 seçimlerine SHP çatısı altında girerek 64 belediyeye, 2009 seçimlerine de DTP olarak girerek 8 il, 51 ilçe ve 39 belde olmak üzere toplam 99 belediyeye hakim oldular.

Yerel yönetimlerde bu kadar söz sahibi olmak açıkçası ciddi bir güç yaratmıştı.

Belediyeler artık PKK’nın şehir örgütlenmesinin odağını oluşturuyordu. Terörü destekleyen, finanse eden, sığınma yeri olan ve terörün güvenlik kalkanı ve meşruiyet zemini olan belediyeler bölgede PKK’ya olan bağlılığı artırmıştı.

PKK’lı leşlerini, cenaze diyerek kendi ambulanslarıyla taşıyan belediyeler artık PKK’lı başkanlarının emri altında hem ölüsüne hem dirisine sahip çıkıyordu teröristlerin.

Başta 19 Mayıs törenleri ve milli bayramlarımız olmak üzere Türk’e ait olan her şeyi boykot eden belediye başkanları bir araya gelerek özerklik kararı alıyor, iki dilli hukuk, iki dilli yapıyı dayatıyordu. Kürtçe ezan bu belediyelere bağlı çalışan personel tarafından okunuyor, yine bu belediyelere bağlı çalışan temizlik şefleri polislerimizi şehit ediyordu. Binalarını Kürtçe tabelalarla renklendiren belediye başkanları panzerlerin üzerine çıkıyor, belediyenin iş makineleriyle emniyet güçlerinin üzerine yürüyordu. O belediye başkanları yine “özerk Kürdistan isteriz” diye açıklamalar yapıyor, Türk bayrağının yanına Kürt bayrağı dikmekten bahsediyordu.

İşin özü, 99 tane belediyenin yarattığı güç, rakamlarla açıklanamayacak kadar vahim bir boyuta ulaşmıştı. Çünkü bu belediyeler açıkça terör örgütünün sığınma, örgütlenme ve büyüme yeri haline gelmişti.

Hikaye biraz da AKP’nin hikayesine benzemekteydi burada. Hani önce büyük şehir belediyelerini ve yerel yönetimleri ele geçiren sonra da tüm Türkiye’ye hakim olan AKP’nin.

Yerelde kazanılan güç her anlamda genele yansımaktadır çünkü. Ancak iş sadece bununla bitmez. Bunlara destek olan bir iktidar ve devlet gücü gerekmektedir.

Devletin Apo ile görüşmesi, Apo’nun artık protokol gönderen bir güç haline gelmesi, terör eylemlerinin suç olmaktan çıkarılması, PKK’yla mücadele eden komutanlarımızın içeri atılması ve davulla zurnayla Habur’dan içeri giren teröristlerin yarattığı özgüven PKK’yı güçlendiren etken olmuştur aynı zamanda. AKP’nin şevkle başlattığı Kürt açılımı süreci BDP’nin keyifle üzerine oturduğu bir deneyim olmuştur. Altında kalan ise Türklerdir ne yazık ki.

Güneydoğu’ya Değil Türkiye’nin Tamamına Sahip Olma Arzusu

Yerel yönetimlerin yarattığı güç ve sonsuz hükümet desteğine, AB’nin ve ABD’nin de katkıları eklenince sadece Güneydoğu’da değil Türkiye’nin tamamında söz sahibi olmaya çalışan bir terör örgütü ile karşı karşıya kalmıştır Türk milleti.

Türk askerine, Türk polisine, memuruna Güneydoğu’da yönelen PKK tehdidi artık Türkiye’nin her tarafına taşınmıştır. Sivillere yönelik saldırılar, araba yakma olayları, otobüs molotoflamalar, bayraklı evlere taşlı saldırıdan tutun bayrak yakmalara kadar her tür bölücü eylem şehirlerimizin bir gerçekliği haline gelmiştir. Sarı kırmızı yeşil flamalarıyla miting meydanlarında onlar, araba konvoylarında onlar, basın açıklamalarında onlardır. Her gün televizyona çıkar örgüt propagandası yapar, Türk devletini tehdid eder, Türk milletine gözdağı vermeye çalışırlar. Kürtçe TV kanalı yetmez Kürtçe eğitim veren okul ister, Kürtçe kursları yetmez ikinci resmi dil isterler. Taleplerin sonu gelmediği gibi, istedikleri cevap verilmezse sokaklara dökülürler.

Geçtiğimiz dönemi bir hatırlayalım. Adına demokrasi, barış ve kardeşlik dedikleri siyasallaşma süreci çatışma ve kalleşlik dışında hiçbir şey getirmemiştir.

Ve hep itaatsiz bir grup vardır karşımızda… Sivil itaatsiz… Ya da silahlı itaatsiz… Şımarık çocuk gibi isteklerini elde edemeyince sokaklara dökülen, boykot eden, karşı duran, yine de olmazsa kıran, yıkan öldüren tehlikeli bir grup…

Diyorlardı ki eğer PKK Meclis’e girerse silahlı eylemlerini bırakacak ve uzlaşı içinde her şey çözülecek. Her şeyin uzlaşı içinde çözüldüğü ortadaydı ancak Türk milletinin lehine çözülen tek bir mesele olmadığı gibi PKK’nın isteklerinin birer birer kabul edildiği bir süreci yaşadık.

Ve bu milletvekilleri yapıcılıkları değil yıkıcılıklarıyla gündeme geldi.

Bir gün Ahmet Türk “sayın Öcalan” dediği Apo’nun emirlerini iletiyor, bir gün Özdal Üçer çıkıyor “dağdaki gerillamızı özlüyoruz” diyordu.

Polisin üzerine yürüyüp taş atan BDP Grup Başkanvekili Bengi Yıldız bir gün çıkıyor Tunceli’de öldürülen 7 PKK’lı için başsağlığı diliyor, diğer bir gün grup toplantısını Kürtçe açarak KCK yargılamalarının Türkçe oluşunu eleştiriyordu.

Hasip Kaplan çıkıyor Kürtçe olarak sızlanıyordu “Neden Kürtçeye bilinmeyen bir dil diyorsunuz.” diye…Sırrı Sakık çıkıyor, “Ben Türk değilim ki neden varlığım Türk varlığına armağan olsun.” diyordu.

“Bizim tabanımız PKK tabanı.” diyen Aysel Tuğluk Türk milletine tehditler savururken, polisle çatışarak kalça kemiğini kıran Sevahir Bayındır, koltuk değneğiyle çıkıp Meclis kürsüsünden “resmi ideoloji”yi eleştiriyordu.

Polisi tokatlamasıyla gündeme gelen Sabahat Tuncel ise yine aynı kürsüden “Bu savaşı bırakın, çocuklarımızı molotof atıyor diye cezalandırmayın.” çağrısı yapıyordu.

PKK’nın bir terör örgütü olarak daha da meşrulaştığı, meşrulaştıkça saldırganlaştığı bir dönemi geçirdik.

Demokrasi terörü durdurmadığı gibi büyüttü, büyüttükçe küstahlaştırdı. Şimdi sadece sayıları değildir artan o nedenle. Bölünmenin hızı olacaktır ne yazık ki.

“Bizi Desteklemek Apo’yu Desteklemektir”

Seçimin hemen ardından Bengi Yıldız şöyle bir açıklama yapmıştı:

“Bizi desteklemek Apo’yu desteklemektir.”

Tam da dediği gibidir. Bunları desteklemek, bunlara oy vermek, bunların lehine konuşmak, bunların aldığı tavrı almak Apo’yla bir olmak; bunlara söz hakkı vermek Apo’ya söz hakkı vermek, hukuku hiçe sayarak bunları serbest bırakmak Apo’yu serbest bırakmaktır.

En militan, en gözü kara en ırkçı tayfası Meclis’tedir çünkü PKK’nın:

1- Sebahat Tuncel (İstanbul)

2- Sırrı Süreyya Önder (İstanbul)

3- Abdullah Levent Tüzel (İstanbul)

4- Murat Bozlak (Adana)

5- Halil Aksoy (Ağrı)

6- İdris Baluken (Bingöl)

7- Hüsamettin Zenderlioğlu (Bitlis)

8- Leyla Zana (Diyarbakır)

9- Nursel Aydoğan (Diyarbakır)

10- Emine Ayna (Diyarbakır)

11- Altan Tan (Diyarbakır)

12- Şerafettin Elçi (Diyarbakır)

13- Esat Canan (Hakkari )

14- Selahattin Demirtaş (Hakkari)

15- Adil Kurt (Hakkari)

16- Ertuğrul Kürkçü (Mersin)

17- Mülkiye Birtane (Kars)

18- Gülseren Yıldırım (Mardin)

19- Erol Dora (Mardin)

20- Ahmet Türk (Mardin)

21- Sırrı Sakık (Muş)

22- Demir Çelik (Muş)

23- Gültan Kışanak (Siirt)

24- İbrahim Binici (Şanlıurfa)

25- İbrahim Ayhan (Şanlıurfa)

26- Aysel Tuğluk (Van)

27- Kemal Aktaş (Van)

28- Nazmi Gür (Van)

29- Özdal Üçer (Van)

30- Bengi Yıldız (Batman

31- Ayla Akat Ata (Batman)

32- Hasip Kaplan (Şırnak)

33- Faysal Sarıyıldız ( Şırnak)

34- Selma Irmak (Şırnak)

35- Pervin Buldan (Şırnak)

Leyla Zana bunların içindedir örneğin. 20 sene önce yuh sesleriyle kovulduğu o Meclis’e girecek, o gün yarım bıraktıklarını tamamlamaya çalışacaktır.

Ama önce bizlere gözdağı vermeleri gerekir. O nedenle boykot şovuyla karşılamışlardır 24. dönemi.

Hatip Dicle’nin milletvekilliğinin düşürülmesini ve Şırnak milletvekilleri Faysal Sarıyıldız ile Selma Irmak, Van milletvekili Kemal Aktaş, Şanlıurfa milletvekili İbrahim Ayhan ile Mardin milletvekili Gülseren Yıldırım gibi KCK’lıların tahliye talebinin reddini protesto etmek amacıyla yemin törenine katılmadılar.

Katılmadıkları gibi kendilerine alternatif bir de Meclis kurmuşlardır Diyarbakır’da. Bunun adı Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni tanımamak, terör örgütü üyesi olmak suçundan yargılanan bu isimlere sahip çıkarak teröre açık bir destek vermektir.

KCK nedir? Cansiperane savundukları bu tutukluların bağlı bulunduğu KCK zaten yasadışı sözde meclisleridir ve amacı mahkeme kararında şöyle açıklanmaktadır:

“KCK Sistemi; Teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın yakalanması neticesinde, emir ve direktifleri ile oluşturulan, kırsal terörü kentsel teröre dönüştürmek, Kürtler’in yaşadığı bölgelerde ‘Özerklikten Bağımsızlığa’ geçişi hedefleyen, PKK’yı dağdan şehre indirme planıdır. Amaç; Türkiye dahil 4 ülkede önce bir kısım kültürel ve kimlik haklarıyla ‘Demokratik Özerklik’ kazanmak, daha sonra ‘Demokratik Konfederalizm’ ilan ederek 4 parçalı Konfederal Kürdistan kurmaktır. KCK sözleşmesi bir devlet anayasası şeklindedir. KCK sistemi daha önce ilan edilen Koma Komalen Kürdistan (KKK) sistemiyle aynıdır. Sözleşmeye göre; KCK sistemi yasama, yürütme, yargı erkleri bulunan bir devlet yapısını esas almış, askeri kanat olan HPG’yi de içine alan, vergi toplayan, KCK üyeliği (vatandaşlığı) kabul eden bir yapıdır. İdeolojik,siyasi, sosyal, halk savunma (HPG) ve mali alanda faaliyet yürütür.”

KCK’ya bağlı kurulma kararı alınan Öz Savunma Güçleri’nin amacı, yapılan konferans sonrası çıkarılan sözde yönetmelikte şu şekilde tanımlanmıştır:

“Yerel güçler olarak örgütlendirilen halkın yerel savaşçı güçleridir. Bu güçler gerilla sistemine bağlı olarak örgütlendirilir ve yönetilirler. Gizli güç olarak çalışan çeşitli hücreler biçiminde geliştirilen kuvvetler olarak örgütlendirilirler. Keşif ve istihbarat, savaşçı alımı ve aktarımı, savaş durumlarında ise sabotaj, suikast ile temel alan kuvvetlerine destek olma, yine kendi alanlarındaki düşman kuvvetlerini vurup yıpratma gibi görevleri gerçekleştirirler.”

Bu güçlerin kırsal ve şehir olmak üzere iki alt yapılanması vardır ve temsilcileri büyükşehirlerdeki yaşama yabancı olmayan, diksiyonu düzgün kişilerden seçilmektedir.

KCK öylesine bir örgütlenmedir ki sözde bir mahkeme kurabilmekte, emirlerine uymayan BDP’li belediye başkanlarını, yöneticilerini de yargılayabilmektedir. Osman Baydemir bunlardan bir tanesidir örneğin.

Kayıtlarda KCK’nın hiyerarşisi de belirtilmiştir:

“KCK sisteminin başında bölücü başı Abdullah Öcalan, sözde Yasama organı olarak görev yapan Kongra-Gel’in başında Remzi Kartal, sözde Yürütme organı olarak görev yapan Yürütme Konseyi’nin başında Cemal kod adlı Murat Karayılan vardır. Karayılan’ın yardımcılıklarını ise Duran Kalkan, Mustafa Karasu ile Cemil Bayık yapmaktadır.”

BDP’liler elbette Meclisi boykot kararını tek başlarına almamışlardır. Bu karar KCK’nın başındaki bölücübaşı Apo’ya bizzat Aysel Tuğluk tarafından danışılmış, o da boykotun doğru karar olduğunu bildirmiştir. Hatta Apo, KCK davalarının da derhal tasfiye edilmesini, lağvedilmesini buyurmuştur . Bu buyruğu uygulatmaya çalışanlar da Apo’nun silueti 35 bölücüdür.

Diyarbakır milletvekili Altan Tan, Valiyi, Hükümeti ve Polisi tehdidi ederek “3-5-10 gün sonra Dağkapı Meydanı’na 100 bin kişi yığacağız, siz de tankları çevirin.” diyerek gözdağı vermektedir yemin töreni öncesi Diyarbakır’da. Belediye Başkanları Osman Baydemir ise “Şeyh Sait’i anma töreni düzenlemekte, mezarını bulacağız ve ona sahip çıkacağız.” demektedir Atatürk’ü ve Atatürkçülüğü eleştirmeyi ihmal etmeyerek.

Son Kürt Ayaklanması

Kısacası bu sürece son Kürt ayaklanması demek hiç de yanlış olmayacaktır.

TBMM, milletin Meclisidir. Seçmenlerin değil milletin temsil edildiği yerdir. Sığınılan yer yurdun kalbi Ankara değil de sözde başkent Diyarbakır’sa zaten “demokratik haklarımızı kullanıyoruz” şiarı uydurmadır, ait olunan yer PKK’nın göbeğidir olsa olsa.

Bir kısım gazeteci de bunların sözde Meclisini tanımakta Karayılan’la görüşmeler yaparak Apo’nun protokollerini kamuoyuna duyurmaktadır.

Karayılan “Tartışılacak her şey tartışıldı. Devletle Önder Apo her şeyi ama her şeyi konuştular. Şimdi adım atma zamanı! Önder Apo’nun devlete verdiği üç protokolde atılabilecek adımların çerçevesi var.” diyerek zaten aldıkları kararı bildirmektedir.

“Bizi dağdan indirecek tek otorite vardır, o da Başkan Apo’dur, unutmayın.” diyen Karayılan eğer şartları kabul edilmezse olacakları tek cümleyle özetliyor:

“Devrimci halk savaşı olur.”

“Bu bir tehdit olarak algılanmasın,” diye ekliyor. “Kürt halkı seçimlerde demokratik anayasa için, demokratik özerklik için oyunu kullanmıştır. Ama karşımızda herhangi bir kıpırdama olmazsa, tam tersine karşı saldırılar başlarsa, ne yapabiliriz ki, direnmekten başka?...”

Böylece “ateşkes”in sona ereceğini şöyle anlatıyor:

“Bu da eylemsizliğin sonudur. Eğer bu son gelirse, devrimci halk savaşı başlar. Bu da bugüne kadarkinden daha kapsamlı olacak. Hem kitlesel açıdan şehirlerde, hem dağda...”

Türkçesi eğer özerklik ilan edilmezse Kürtler ayaklandırılacaktır Tüm Türkiye çapında. Yani uzun zamandır uyardığımız iç savaş için düğmeye basmaya çalışacaklardır.

BDP’li vekiller ise bu sürecin çığırtkanları olacaklardır. Karar emperyalizmin himayesinde Apo tarafından alınmış, BDP’li vekillere de bunun için adım atmak, cazgırlık yapmak, yeri geldi mi taş atmak, yeri geldi mi Meclis’te provokasyon yapmak düşmektedir.

Boykot kararı da bu planın bir parçasıdır. Paşa paşa gelecekler o Meclis’e ancak ne yazık ki karşılarında kimse olmayacaktır Türk cephesinden geçtiğimiz dönemde olmadığı gibi.

Ne Kürtçe konuşmaları, ne polisi tokatlamaları ne de Kemalist rejime hakaretleri cevap bulmuştu.

TBMM’den BDP’lilere Hadlerini Bildiren Çıkacak mı?

Ne Atatürkçülüğün sözde temsilcisi, CHP- KCK’nın avukatlarını listelerinden Meclis’e sokan, özerklik çağrıları yapıp, Apo’yla görüşürüz sinyalleri veren CHP sesini çıkartacaktır ne de kardeşlik edebiyatı yapan MHP. AKP’nin şehitlere sahip çıkan, Apo’yu asardık diyen son hafta çıkışı Karayılan tarafından bile tebessümle karşılanmıştır. “Seçim öncesi olur böyle şeyler” demek istemektedir Hasan Cemal’in ifadesiyle Karayılan. Yani umutludur AKP’den hâlâ.

BDP’nin listelerinden Meclis’e kapağı atan sözde solculardan Bursalı Ertuğrul Kürkçü ile Giresunlu Levent Tüzel de zaten özerklikçi tayfanın bayrak tutanları olarak Kürtleri aratmamaktadırlar.

Yemine ilk tepki bu sözde solculardan gelmiştir. “Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma” kısmı ideolojimize aykırıdır, “Türk milletinin önünde” yemin etmeyiz diyen bu vekiller için boykot kararı ilaç gibi olmuştur şimdilik.

Özetle, BDP milletvekili sayısını 35’e yükselterek yalnızca nicel bir artış sağlamamış, bu militan kadrosuna ve tabanına da güvenerek çok daha cesur adımlar atmak için yola koyulmuştur.

Artık karşısında hiçbir güç olmadığını görmüş, “Sizin önderimiz dediğiniz bölücübaşı Apo’yu asarız biz” diyecek, “sen ne hakla Atatürk’ün astırdığı hain Şeyh Sait’i, Cumhuriyet düşmanı Türk düşmanı gerici Şeyh Sait’i anma cüretini gösteriyorsun” diyecek, “sen ne yüzle Atatürk’e soy kırımcı, katliamcı deme hakkını buluyorsun kendinde” diyecek, “sadece o tutuklu KCK’lılarınızın değil, KCK’yı, BDP’yi yaratan sizlerin hepinizin yeri cezaevleridir” diyecek, “beş yıldızlı otellere layık gördüğünüz Apo’nuzun yeri de idam sehpasıdır sizin” diyecek kimse olmadığını anlamıştır.

TBMM’yi boykot eden bu vekilleri isteseler de sokmayacak bir iradedir gereken.

“İç savaş çıkarırız” diyen bu cüretkârlara “Buyur kardeşim çıkar, sen mi zararlı çıkarsın ben mi, benim ordum mu, polisim mi, milletim mi?” diyecek bir iradedir.

Bu iradeyi ortaya koymadıkça da Türk milleti daha çok devam edecektir ahlanıp vahlanmaya ve de sızlanmaya.

Alıştırılmaya çalışıldığımız durum normal değil anormal olandır. Barış değil savaş yanlısıdır.

O nedenle Türk milleti bu tehditlere boyun eğmeyeceğini göstermek zorundadır, direnmek zorundadır, varlık ve yokluk mücadelesinde olduğunu bilmek zorundadır.

Bilinç ise, tüm ulusal güçleri tek çatı altında birleştirmeyi ve bu ırkçılarla mücadele etmeyi gerektirir.

Yolumuz açık olsun…


Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: