Prof. Dr. Hidayet Sarı
Ülkeyi Satmak Kutsal Değerleri Satmaktan Daha mı Az Önemli?

Babalar gibi satanlar Oktay Ekşi’ye kızıyor

Hürriyet gazetesi Başyazarı Oktay Ekşi’nin iki ay önce “Anası dahil her şeyi satmayı aklına koyan bir zihniyet” diye biten makalesi tüm AKP hükümetinin, Başbakan dahil, bakanlarını ve milletvekillerini can evinden vurdu. Yarası olan gocunur misali hop oturup hop kaldırdı. Tabii ki Oktay Ekşi’nin bu sözlerini, kime söylerse söylesin, ağır bir söz olması itibariyle gerçekleri ifade etse de kabul etmek kolay değildir. Anne gibi, eş gibi, aile gibi, namus gibi çok önem verdiğimiz kutsal değerlerle hakaret edildiğinde hepimiz karşı çıkarız. Hatta Başbakanın söylediği gibi bunlarla mücadele etmeyiz, belki de savaşırız. Başbakanın yapacağı bu savaş nasıl bir savaş olacaksa bilemiyoruz. Ancak bu fiziksel şiddeti içeren bir savaş mı olur, güvelik güçlerinin Oktay Ekşi’yi karakola çağırıp “sen Başbakana ve annesine küfretmişsin, hakaret etmişsin, gel bakalım” deyip sorguya çekilmesi mi olur yoksa hukuki bir savaş mı olur zamanla anlayacağız.

Bence Oktay Ekşi’nin bu sözleri vatan dahil her şeyi satma zihniyetinin tartışması ve önemli bir yaraya parmak basması nedeniyle bizler için uyarıcı olmuştur. Bu ülkenin sadece Cumhuriyetin 79-80 yıllık gayretleri, kazanımları ve birikimleri olan şirketlerin kuruluşların ve stratejik alanların değil artık vatanın elinde kalan ne varsa yabancılara satılması gibi bir acı gerçeği bize tekrar hatırlattığı için Oktay Ekşi’ye teşekkür etmemiz gerekir.

Şimdi özelleştirme adı altında yabancılara satılan şirket, liman, havaalanı, köprü, otoyollar, toprak, elektrik ne varsa onların hikayesine geçelim. Bu iş ilk olarak ciddi biçimde Turgut Özal döneminde başladı. Özal bunu ilk defa Boğaz Köprüsü’nün özelleştirilmesi adı altında hisselerini yandaşlarına ve destekçilerine satmakla başladı. Sonra Türkiye Elektrik Kurumu’nun dağıtım ve satışını Aktaş gibi şirketlere satarak devam etti. Devletin elinde bululan Sümerbank, Etibank, Emlakbank gibi bankaları elden çıkararak sürdürdü. Daha sonra Demirel, Çiller, Mesut Yılmaz döneminde bazı özelleştirmeler yapılsa da hiçbir zaman devletin stratejik kurumları elden çıkarılmadı.

Ancak AKP ve Recep Tayyip Erdoğan hükümeti döneminde 2002’den 2010’a kadar Türkiye’nin en önemli stratejik birikimleri ve can damarları olan haberleşme, elektrik, enerji, TEKEL, ulaşım ve bankacılık dahil temel kuruluşları üç-beş yıllık kârına elden çıkarıldı. Zamanın Maliye Bakanının sözüyle “babalar gibi” satıldı. Ve Başbakan o zamanlar bu özelleştirme sırasında ülkenin değerlerini satıyorsunuz dendiği zaman buna karşı çıkmadı ve “evet, ben ülkemi pazarlıyorum” diyerek açık seçik beyan etti.

Şimdi sırada Türkiye’nin en önemli limanları, havaalanları, köprüleri, otoyolları, barajları ve elektrik dağıtımı var. Burada şunu da hatırlatmalıyız. Bu stratejik alanlar bir Türk şirketi tarafından alınsa “yine bu değerler zengin bir Türk’ün veya ailesinin eline geçiyor. Nasıl olsa kazancı ve imkanları Türkiye’de kalıyor.” dersiniz. Ama kazın ayağı öyle değil. Bu satılan değerlerin hepsi yabancı ve Türkiye’ye tarih boyunca düşmanlık yapmış halen de yapmakta olan Yunanistan, İsrail, İngiltere ve ABD kökenli şirketlerin eline geçmiş durumda.

Şimdi gelelim bundan daha elim ve acı olan duruma: “Benim halam, teyzem de Kürt’tü” diyerek Türkiye’nin cumhurbaşkanı olmasına rağmen içindeki Türk kanını değil gönlündeki Kürt kanını bildiren Turgut Özal’a ve şimdi aynı düşünceyle yola devam eden AKP hükümetine...

Özal’dan Tayyip’e Toprak Satma Geleneği

Biliyorsunuz Van Gölü içinde Akdamar Adası’ndaki Türk kadınlarına tecavüzle meşhur Akdamar Kilisesi var. Özal döneminde Van Akdamar Kilisesi’ni gören villalar yapıp buraları Ermenilere satmayı düşünen Özal, yabancılara ilk toprak satışını da başlatmıştı. Ancak Anayasa Mahkemesi o zaman yabancılara toprak satışının ülkenin geleceği ile ilgili olarak, etnik ve sosyal yapısının değişeceği kaygısıyla yasayı Anayasa’ya uygun olmadığı için iptal etmişti.

Ancak AKP hükümeti bu konuda hiç boş durmadı. 2004 yılında yabancılara toprak satışının serbest bırakılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’ni bir vatan olmaktan çıkarıp yabancılara satılabilen bir meta haline getirdi. Şimdi Ege’nin ve Akdeniz’in en güzel yerleri ve emlakları sokaklarda “real estate” adı altında satılık yerine “for sale” tabelalarıyla satıldığını görebilirsiniz. Buralara yabancılar tarafından ucuz, uygun ve ileriye yönelik ilgi o kadar fazladır ki Alanya’da Alman bayraklı Alman köyleri, Fethiye’de İngiliz bayraklı İngiliz köyleri ve siteleri, Kuşadası’nda Fransız köylerini ve sitelerini görmek mümkün. Bunun dışında Yunanlıların Ayvalık, Çeşme, İstanbul ve Trabzon’da nasıl yer alırız buralara nasıl yerleşiriz gayretlerini de görebiliriz.

Şimdi bunları geleceği göremeyen tüm AKP yandaşlarına söylediğiniz zaman “Canım ne var bunda? Bizim Türkler de İngiltere’de, Fransa’da, Almanya’da toprak alıyor. Burada toprak alan yabancılar alıp da evlerine mi götürecekler? Hepsi yerinde duruyor.” diye akıllara ziyan bir açıklama yapıyorlar.

Bunlara cevap olarak ben söyleyeyim: Almanya, Fransa ve İngiltere’de gayrimenkul satın almak, sahibi olmak anlamına gelmiyor. Tüm gayrimenkuller o ülkelerin vatandaşı olan kişiye belli bir süre kullanım hakkı verilmesi şeklindedir. Aldıkları toprağın ve gayrimenkulun sahibi değillerdir. Sadece belli bir süre kullanıcısıdırlar.

İkincisi orada gayrimenkul alan kişilerin oturma izni ve işi bitince yerini terk edip ya da satıp gitmesi gerekir.

Üçüncüsü orada gayrimenkul alan Türkler, Almanya’da 2-3 milyon, Fransa’da 500 bin İngiltere’de 200 bin Belçika ve Hollanda’da ise 50-100 bin nüfuslu. Belli bir araziyi alan, burada kendimize özgü okulumuz, camimiz, sosyal ve aile yaşantımız olsun diyemez.

Yine bu toprakların üzerinde belli bir çoğunluğa sahibiz diyerek, burada Müslüman ve Türk özerk yapısı veya devleti isteğinde bulunamaz. Orada bulunan bütün Türklerin toprak alımı ekonomik ve ailevi nedenlerle hayatını devam ettirmek için, asimilasyonu da göze alarak sürdürme isteğinden kaynaklanmaktadır. Ancak buraya gelen tüm yabancılarda Yunanlısından Yahudisine kadar etrafı çevrili, kendi bayrağının asılı olduğu, kendi diliyle eğitim veren okulu, kilisesi, havrası olan ayrı bir millet, ayrı bir ayrı bir cemaat olma isteklerini net biçimde görüyoruz.

Ermeni Soykırımı İddiaları ve Talepleri

Yunanlının, Almanın, İngilizin, Fransızın ve İsraillinin bu ülkeyi aynı Filistin gibi satın alıp ele geçirilmesi arzusunu ben ve gerçeğin farkında olan arkadaşlarım görüyoruz. Efendim bütün bunlar “Sevr paranoyası”dır diyen yine tarih bilmez ve tarihten ders almayanlara anlatalım.

Osmanlı’nın son dönemlerinde Rusya, Fransa ve İngiltere’nin kışkırtması, para ve silah desteğiyle başkaldıran Rumları, Bulgarları ve Ermenileri hatırlatalım. En son olarak Taşnak-Hınçak Ermeni çeteleriyle Osmanlı’yı hem de Birinci Dünya Savaşı sırasında arkadan vuran Ermenilerin, Talat Paşa hükümeti tarafından alınan doğru bir kararla bu çetelere yardım ve yataklık eden Ermenilerin tehcir edilmesi yani göç ettirilmesi olayıdır. Biliyorsunuz ki, bu olay Osmanlı’ya ihanet eden 326 bin Ermeninin yine Osmanlı toprağı olan Lübnan’a göç ettirilmesi sırasında 20-30 bin Ermeninin tabiat, yolculuk ve eşkıya Kürt grupları tarafından talan edilmesi sonucu ölmesidir. Bu olay, 1915 Ermeni soykırımı adı altında para ve tazminat talepleri için uğraşılmaktadır. Bildiğiniz gibi özellikle ABD’de Türkiye’ye karşı bir şantaj ve baskı unsuru olarak bütün hükümetler tarafından kullanılmakta, Türkiye’den istediklerini bu yolla alamamaktadırlar. Ermenilerin bu yönde umudu ise en geç 2015’te tüm dünyada “1915’te Türkler Ermenilere soykırım yapmıştır” iftirasını kabul ettirmek sonra dış baskılarla Türkiye Cumhuriyeti’ne kabul ettirip sonra toprak ve tazminat taleplerini dile getirmek olacaktır. Bu toprak talepleri bununla da bitmeyecek sonra Pontus Rum soykırımı, Keldani ve Süryani soykırımı, Güneydoğu Anadolu’da Kürtlere karşı Kürt soykırımıyla toprak tazminat taleplerini dile getireceklerdir. Taviz tavizi getirir sözünün bir sonucu olarak da bunlar ard ardına bize dayatılacaktır.

Rum Emellerinden Özgür Kürdistan Operasyonuna

En son Karadeniz’de sırtlardına Pontus Rum haritaları çizilmiş tişörtlerle gelen ve Pontus Rum İmparatorluğu özlemi çeken 2-3 bin Rumun Sümela Manastırı’nda AKP hükümetinin verdiği izinle 88 yıl aradan sonra ayin gerçekleştirdiğini görüyoruz. Bu ayine Fener Başpapazı Bartholomeos’un da başkanlık ettiğini Trabzon ve çevresinin tekrar Rumların eline geçmesi için dua ettiklerini görüyoruz.

En son biliyorsunuz Kültür Bakanının da gayretleriyle Türkiye’de 148 tane kilisenin ve kalıntılarının tekrar restore ettirilip ayin yapılmak üzere Hıristiyan azınlıklara verildiğini ve Noel döneminde buralarda Türk yurdu Anadolu’nun onların kutsal toprakları olması özlemiyle nasıl el açıp dua ettiklerini ve bizim AKP’li belediye başkanlarını da bu ayinlere dinler arası diyalog, medeniyetler arası ittifak gibi aldatmalarla katıldıklarını ibretle ve hayretle gözlüyoruz. Eğer bu böyle giderse ben ve TÜRKSOLU’ndaki kardeşlerimizin gördüğü gibi 1983-2000 arası Kürt soykırımı isteklerinin bize ulaşacağını ve başta ABD olmak üzere Batının Irak’ta yaptıkları gibi “freedom of Iraq” yani Irak’a özgürlük operasyonu gibi “freedom of Kurdistan” (Kürdistan’a özürlük) operasyonları yapılacağı tehlikesini görebiliriz.

Sonuç olarak bu vatan en az 1000 yıl kadar Türk şehit canı ve kanıyla alınmış önce Selçuklu, sonra Osmanlı, sonra Türkiye Cumhuriyeti tarafından vatan haline getirilmiş, üzerinde medeniyet kurulmuş ata mirasımızdır. Bu topraklar atalarımızın, çocuklarımız eşlerimiz ölmesin, namusları kirlenmesin, ezanları susmasın, Türk bayrağı inmesin diye sayısız şehit ve gazi verilmiş bir emanettir.

Bize verilen bu emanet, kendimizin gayreti ve parasıyla alınmış bir mal değildir. Tapusu bize ait değil, bu vatan için ölen, sakat kalan, şimdi bu toprakların mezarlarında yatan atalarımıza aittir. Bu nedenle toprakları satmak isteyenin önce onlardan izin almsı gerekir. Bunu da en iyi anlatan ata sözü milli şair Mehmet Akif’in “Sen şehit oğlusun yazıktır incitme atanı/verme dünyaları alsan da bu cennet vatanı/düşün bu topraklr altında binlerce kefensiz yatanı” dizeleridir.

Şimdi gelelim son söze. AKP hükümeti için “anası dahil her şeyi satmayı göze alan bir zihniyet sözüne” bu sözden yarası olan gocunur misali aşırı tepki gösteren ve tazminat taleplerinde bulunanlara soruyorum.

Her şeyin anası olan vatanı, ülkeyi satmak ne anlama geliyor? Ben ülkeyi pazarlıyorum demek sizce ne anlama geliyor? Vatan olmazsa anamız, bacımız, eşimiz, kirlenmemiş kalır mı?

Dolayısıyla vatan bizim kutsal değerlerimizden daha mı az değerlidir?

Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: