Hüseyin Adıgüzel
Ali Cengiz Oyununda Son Perde

Doğu Sorunu: Türk Sorunu

Türk siyaset hayatında, Tanzimat’tan bu yana -bir Kurtuluş Savaşı vermemize rağmen- sürdürülen Ali Cengiz oyunlarının aktörlerinin adı değişse de, içeriği her zaman aynı kalmıştır. Batılılarda, Tanzimat (1839) ile birlikte başlatılan Doğu hayranlığı, Doğuyu yerinde görme, inceleme isteği, Ali Cengiz oyunlarının da başlangıç noktasıdır. Oryantalizm, bu oyunun ilk halkası, Doğu sorunu ise ikinci ve büyük halkasıdır.

Yukarıda, Ali Cengiz oyunlarının aktörleri değişse de, içeriği her zaman aynı kalmıştır dedik. Dün İngiltere, Fransa, Rusya sahne almışken bugün ABD sahnenin baş aktörüdür. Yani aktörlerin ismi değişmiş gibi görünmekte, ama içerik, ilk günkü özelliğini korumaktadır. Dün, Doğu sorunu adını taşıyan oyun, bugün Türk sorunu haline gelivermiş, Türk’ü Anadolu coğrafyasından uzaklaştırma isteği hiç değişmeden sürdürülmüştür. Ve bugün de sürdürülmektedir.

“Ali Cengiz oyunu” sözü, Türk milletinin kıvrak zekasının ürünü, az sözle çok şey ifade eden güzel bir deyimimizdir. Türkçe sözlüğe göre “Kurnazca ve haince yapılan bir oyun, tuzak” anlamını taşır. Halk arasında ise “insanları yanıltmak, aldatmak, onları kötü ve içinden çıkılmaz bir duruma düşürmek için hazırlanan, kurnazca ve haince bir tuzak” anlamında kullanılır. Siyasi anlamını da biz söyleyelim; “Türk milletini yanıltmak, aldatmak ve elindekileri almak maksadı için en az yüz elli yıldır, Batılılar tarafından hazırlanan, sahneye konulan ve sürdürülen, alçakça ve haince bir tuzak.”

Tanzimat ile birlikte, Türk toplumu bu tuzağın içine çekildi. Önce, kültürel ve manevi değerleri törpülendi. En önemli sosyal kurumlar, yavaş yavaş amacından saptırıldı. Türk halkı, kendinden uzaklaştırıldı. Tanzimat’tan sonra ortaya çıkan ve birbirini takip eden Meşrutiyetler, Islahat Fermanı (1854) sosyal hayatımızı felç etti. Tanzimat’tan bir yıl önce İngilizlerle imzaladığımız Baltalimanı Ticaret Antlaşması (1838) ekonomik hayatımızı sıfıra indirerek toplumumuzu Batılıların eline bakmaya mecbur bıraktı. Bütün bunların sonucu olarak önümüze Sevr kondu. Anadolu’yu üç parçaya bölen Sevr, doğuda Büyük Ermenistan’ın, doğu ve güneydoğuda da Büyük Kürdistan’ın kurulmasını içeriyordu.

Milletimiz bu ilk ve kapsamlı Ali Cengiz oyunundan büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın başçılığı altında verilen topyekün Kurtuluş Savaşı sonucunda alnının akı ile çıkabildi.

Tanzimat’tan Günümüze...

Dün durum böyle idi de bugün farklı mı? Hayır, kesinlikle durumda bir fark yok. Dünkü oyun, bugün de aktörleri ve figüranları değişmiş durumda sürdürülmektedir. Dünkü aktörlerin yerini (İngiltere, Fransa, Rusya), ABD baş aktör olarak almış, diğerleri yardımcı aktörler olarak sahneden uzaklaşmamışlardır. Dünkü figüran paşaların (Mustafa Reşit Paşa, Ali Paşa, Fuat Paşa) yerini bugünün siyasetçileri, bugünün figüranları olarak (R. T. Erdoğan, Abdullah Gül, Egemen Bağış, Sadullah Ergin gibi) almışlardır. Oyun içerik bakımından aynıdır. Yöntem de ufak tefek değişikliklerle önümüzde aynen durmaktadır. Bu tespiti yaptıktan sonra bugüne şöyle bir bakalım:

Geçmişte, devlet adamlarında var olan Rus korkusunun yerini, bugün yine devlet adamlarında olan “globalleşen dünyada yalnız kalma korkusu” aldı. Bu yüzden, şartları ne olursa olsun AB’ye girmeliyiz düşüncesi beyinleri istila etti. Bu korku, AB uyum paketleri ve demokratikleşme adı altında, içerikleri hiç açıklanmayan ve Tanzimat’a rahmet okutacak uygulamaları, Sevr’i aratmayacak istekleri önümüze getirdi.

Artık görünen o ki, Batılıların sabrı kalmamış ve oyunun son perdesini oynatmak üzere, kendilerini ve figüranlarını, (AKP, Kürtler, Ermeniler) hazır duruma getirmişler.

AKP’nin iktidara getirilmesi ve ardından gelişen oyunlara dikkatinizi çekmek isterim. AKP iktidarından önce üçlü koalisyon hükümetini, ekonomiyi alt üst ederek çok küçük bir darbe ile yerle yeksan ettiler. Seçimlere bir yıldan faz­la bir zaman olmasına rağmen, MHP Genel Başkanı vasıtasıyla erken seçimi milletin önüne koydular. Ve AKP’yi tek başına iktidara getirdiler. Hatta, iktidarı AKP’ye altın tepsi içinde sundular.

AKP iktidarının geçmişten gelen birtakım korkuları ve sıkıntıları olduğunu gayet iyi bildikleri için, AKP’nin bu korkuyu yenebilmesinin ve sıkıntılarından kurtulabilmesinin tek yolunun “AB’ye girmek ve demokrasi oyunu oynamak” olduğunu AKP yöneticilerine anlattılar. Böylece, bir taşla iki kuş vurulmuş olacaktı. Hem AKP milletin nezdinde rahatlayacak, hem de ABD ve AB, istediklerini kolayca yapma imkanına kavuşacaklardı. AKP’nin ilk yıllarındaki içe yönelik demokrasi, en geniş anlamıyla demokrasi söylemlerine ve uygulamalarına, AB isterisine, kraldan fazla kralcı olmaya, dikkat etmek gerekir. Egemen Bağış isimli bakanın, daha birkaç ay önce söylediği “AB projesi bir medeniyet projesidir” sözü, üzerinde düşünülmesi gereken bir sözdür. Yani Sayın Bakan, Türk milletini medeni olmayan barbar bir millet olarak görüyor ve “medeni olmak için AB’ye girmek gerekir” demek istiyor. Bunu kendisi için söylüyorsa bir itirazımız olmaz, ama, Türk milleti için söylüyorsa elbette itirazımız olacaktır. Beyefendiye sadece şunu söyleyelim: “Tarihe bakınız ve kimin ne kadar medeni olduğunu görünüz, eğer gözünüz varsa…” Bu dönem, Ali Cengiz oyunun ilk sahneleridir ve masallar, AB ve demokrasi üzerine anlatılmaya başlanır. Birkaç küçük taviz alınır. Bu tavizlerin karşılığı olarak Batılılar, ABD ve AB artık ellerini AKP’nin içinde istedikleri gibi oynatacakları bir duruma gelirler. Ve istekler sıralanır, bunlar da birbiri ardına hayata geçirilmeye başlanır. İlk uygulama Kıbrıs sorunun çözümü olarak milletin önüne konur. Kıbrıs sorunun başından beri içinde yer alanlar, tasfiye edilir, Annan Planı kabul edilerek Kıbrıs sorunu Batılıların istediği biçime getirilir.

Yeni Sevr

Batılıların üzerinde en fazla çalıştıkları konu Kürt ve Ermeni sorunun çözümü ve Anadolu’nun Sevr’e uygun bölünmesi konusudur. Bu konu, Ali Cengiz oyununun son perdesidir. Ve en tehlikelisidir. Türk milleti, maazallah uyanıverirse, istekleri kursaklarında kalacak ve 1922 koşulları yeniden hayata geçirilebilecektir. Figüranlar, küçük denemelerle işe başladılar. Kendilerine karşı çıkabilecek, milleti uyandırabilecek kitleleri, Ergenokon tertibi içerisinde, dalgalarla içeri aldılar. Ergenekon, Kafes, Balyoz derken ortalık dikensiz gül bahçesi haline getirildi. Ve önemli bir adım atılarak dış işleri bakanı değiştirildi. Çünkü, yeni Dışişleri Bakanı, “Komşularla Sıfır Sorun” söyleminin mimarıydı. Komşularla olan sorunları iyi bildiğini ve bu sorunları çözebileceğini iddia eden, AKP’nin akıl hocalarından biriydi. Yani AKP felsefesine tamamen inanmış bir insandı. Sözünü ettiği komşular kimlerdi? Elbette sorunlarımız olanlar: Kuzey Irak Kürt yönetimi, Ermenistan ve Yunanistan…

Gidip gelmeler, Apo ile görüşmeler, dağdan indirmeler, gövde gösterileri ve gündeme taşınan Kürt Açılımının iflası birbirini takip etti. Açılımlar, fiyasko ile neticelendi. Ermenilerle İsviçre’de büyük gürültüler koparılarak imzalanan anlaşma, ölü doğdu, hiçbir şekilde hayata geçirilme şansı bulamadı. Hayaller üzerine kurulan bina, çok hafif bir sarsıntıda yerle bir oldu. Nedenler üzerinde durmayacağım, ama, şunu da söylemek zorundayım; Açılımlar, sadece saçılım olarak hafızalarda yer etti. Dikkat edilirse, bu günlerde kimse açılımlardan, komşularla sıfır sorun politikasından söz etmiyor. Üzerlerine ölü toprağı serptiler ve buzdolabına kaldırarak yeniden uygulamaya koyabilecekleri uygun zamanı beklemeye başladılar.

Görünen o ki, Açılım ve Dışişleri Bakanının “Komşularla Sıfır sorun” politikası iflas etmiş durumdadır. Kürt Açılımı, Ermeni Açılımı, A­levi Açılımı, politikaları istenilen sonucu vermediği için, hükümet ve arkasındaki güçler, milletin iradesi karşısında geri adım atmak zorunda kaldılar.

Fakat, geri adım atmadılar. Ali Cengiz oyununu yeni koşullara uydurarak sürdürmeliydiler. Yani oyun yeni koşullar karşısında, yeni strateji ile uygulanacak hale getirildi. İşte tam burada ABD’nin belki de bu konulardaki en önemli kozu Türk siyaset arenasına sürüldü.

Şimdiye kadar, ellerini sadece AKP’nin içinde istedikleri gibi oynatanlar, artık aynı etki a­lanını genişletebileceklerini düşündüler. Tüm siyasi partilere, bilhassa ana muhalefet partisinin içine ellerini sokmaya ve Kürtçü politikacıları figüran olarak sahneye sürmeye karar verdiler. Bu karar Türk siyasi hayatı için bir milattır. Çünkü, bugüne kadar, dışarıdan tavsiyeler, uyarmalarla yetinenler, artık komplolarla, hazırladıkları tuzaklarla, siyasi parti genel başkanlarını ya istifaya zorlamaya ya da devirmeye yönelik uygulamalara geçerek tüm siyasi parti yönetimlerine Kürtçü politikacılar getirme işlemine başladılar. Yani, Türk siyasi yaşamını bütünüyle kontrol altına alabilmek için önemli bir adım attılar. Bundan sonra, dümen ellerine geçeceği için, gemiyi istedikleri limana yanaştırabileceklerdi. Bu durum, Türk milleti için kabul edilemez bir durum olduğu halde, önceden hazırlanan medya çığırtkanları aracılığı ile ortamı yumuşatmayı becerdiler ve Türk siyasetini tamamen kontrol altına alma yolunda önemli bir adım attılar.

CHP’de Kürtçü Darbe

Ali Cengiz oyunundaki son perde Türk siyasi alanına artık Kürtçü siyasetçilerin hakim olmasını sağlamaktır. Oyun oynanıyor ve sahnede şu anda “son perde” başlamış durumdadır. Şimdi ortama şöyle kısaca bir göz atalım ve hazırlanan Ali Cengiz oyunun boyutlarını görelim:

Ana muhalefet partisi içindeki Kürt kökenli bir kişi, İstanbul İl Başkanlığına getiriliyor. Aynı anda, parti milletvekili olan ve bürokratlıktan başka hiçbir becerisi bulunmayan bir başkası, ön plana çıkarılmaya başlanıyor. Çok önemli ticari sırlar (Melih Gökçek - Kılıçdaroğlu tartışmasında) bu şahsın eline veriliyor, eroin kaçıran tırların belgesi çok gizli olmasına rağmen bu şahsın eline geçiyor ve art arda iki televizyon programı ile, o güne kadar adı bile bilinmeyen bir kişi bir anda parlatılıyor ve milletin önüne gelecek lider olarak getiriliyor.

Bu oyunun ilk adımıydı. Bu kişinin yeteri kadar tanıtıldığından emin olunduktan sonra, ikinci adım atılıyor ve partinin genel başkanını yerinden edecek oyun sahneleniyor. Yıllar öncesine ait olduğu söylenen bir kaset internet sayfalarına düşüyor ve genel başkan istifa etmek zorunda kalıyor.

Üçüncü adım rahatça atılabilecek ortam hazırlanmıştır. Bir kişi sıfırdan alınmış, parlatılmış, tanıtılmış, gelecek genel başkan olarak ilan edilmiş, genel başkan istifa etmek zorunda bırakılmış. Artık yeni genel başkan bellidir. Bu kadar cilaladıkları, öne çıkardıkları kişi seçilmeyecek de ben mi seçileceğim? Parlak vaatlarla, “kardeşlik” söylemleri ile yeni genel başkan koltuğuna oturtulur. Ve yeni genel başkan birkaç ay sonra, referandum meydanlarında “genel af”tan söz ederek, kendisine biçilen rolü oynayabileceğini gösterir. Bu inancı vermesi, sonra yapılacak tasfiyeler için çok önemliydi. Birkaç ay sonra kendisine genel başkanlık koltuğunu açan, genel sekreterini tasfiye ederek yeni bir parti meclisi oluşturabilmesi için, kendisini oraya oturtanlara “görevi başaracağı” mesajı verilmeliydi.

Ve o söylemleri ile bu sınavı da başarı ile verdi. Genel Sekreter ve Parti Meclisi kolayca tasfiye edildi. Yeni Parti Meclisi ve Genel Başkan Yardımcıları atandı. Bu tasfiye işlemlerinde hiçbir zorluk yaşanmadı. Genel Başkan en yakınına, bir zamanlar İstanbul İl Başkanı olan Kürtçü politikacıyı, Parti Meclisi seçimlerinde en az oyu almasına rağmen en yetkili kişi olarak aldı. Oluşturulan yeni Parti Meclisinde Kürtçü politikacılar hakim duruma geldiler. Zaten eski İstanbul İl Başkanı, Teşkilatlanmadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olmuş ve partinin en yetkili ikinci adamı konumuna getirilmişti.

Ve sonra, Genel Başkan ve birinci yardımcısı birlikte “Başbakan Sivas’tan öteye gidemezsiniz.” demişti, ama biz gidiyoruz diyerek Urfa, Diyarbakır ve Mardin’e gittiler. Oradaki söylediklerini tekrar etme gereği duymuyorum, çünkü, oralarda öyle şeyler söylendi ki, bunları duyan Kürtçü parti Genel Başkanı Demirtaş “CHP ile seçim ittifakı yapabiliriz.” bile dedi. Düşünün, Kürtçü siyasetçiler, Kürtçü partinin Genel Başkanı, o söylemleri o kadar benimsediler ki, CHP ile birlikte olabiliriz, mesajı vermekten çekinmediler.

Yani “görünen köy kılavuz istemez”. CHP tepe kadroları şu anda Kürtçü politikacıların eline geçmiş durumdadır. İl ve ilçeler bazında tasfiyeler başlamıştır ve bu kadrolar da Kürtçü politikacılara ya da Kürtçü politikalara yakın duranlara verilmektedir. CHP, hiç olmazsa bir seçim süreci içerisinde Kürtçü kadrolar tarafından yönetilecek ve kendisine biçilen rolü oynayacaktır. AKP ile anlaşarak Kürt sorununu Kürtçü politikalar dahilinde birlikte çözeceklerdir. Yani, Apo affedilecek, Türk bayrağının yanında Kürt bayrağı dalgalanacak, Kürtçe, Türkçenin yanında ikinci resmi dil olacak, özerk Kürdistan, ordusu ve polis gücü ile kurulacaktır.

MHP’nin “Kardeşlik” Politikası

Böyle bir duruma doğru gittiğimizi gördüğüne inandığımız Meclis’teki üçüncü parti yani MHP bu durumda ne yapacaktır? Referandum sürecinde MHP Genel Başkanı Kürt Açılımı adı altında getirilmek istenenlere şiddetle karşı çıkmış, “Bu ayrımcı bir açılımdır.” diyerek AKP’yi ve politikalarını açıkça ve şiddetle eleştirmişti. MHP Genel Başkanına göre, Türk ile Kürt ayrılmaz ikilidir, et ile tırnak gibidir. Bu yüzden açılım falan gerekmez. Çünkü, açılım, iki halkı ayrıştırmaktan öte bir işe yaramaz. Bu kendisinin görüşüdür.

Ama merak ediyorum, hiçbir Kürde bunu sormuş mudur? Yani, “Biz sizinle kardeş miyiz? Ya da etle tırnak gibi miyiz?” diye sormuşsa ne cevap almıştır?

Daha iki gün önce Meclis’te, ilköğretim okullarından “Andımız”ın kaldırılmasını eleştiren bazı milletvekillerine “Niye benim varlığı Türk varlığına armağan olsun? Ben Türk değilim ki!” diyen Sırrı Sakık’a acaba böyle bir soru sormuş mudur? Davutoğlu’nun “komşularla sıfır sorun” politikasından, bu sözlerin hiçbir farkı yoktur. Çünkü, komşularla sorunu tek taraflı biz çıkarmıyoruz. Sorun varsa, iki tarafı da ilgilendirir. Sen, sıfır soruna ulaşmak istiyorsan, sorun çıkaran isteklerinden vazgeçersin, olur biter. Ama, karşının isteklerini de yerine getirmek zorunda kalırsın. Sen benim kardeşimsin, biz etle tırnak gibiyiz, diyorsun, ama, karşındaki hayır, biz kardeş değiliz, diyorsa, adamı zorla nasıl kardeş yapabilirsiniz? Sorunun temeli işte bunu anlamaktır. Bu kişilerle olsun, devletlerle olsun, bir şey değişmez.

MHP Genel Başkanının soruna bakış tarzı, MHP içerisinde Kürtçü kadroların yer almasına olanak tanıyacak biçimdedir. Hatta, bunların varlığını yakın zamanda gördük. MHP’nin güneydoğu ve doğu bölgelerindeki il başkanlarının yaptıkları basın toplantısı bunun açık göstergesidir. Bunlar, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yaptıkları operasyonların durdurulmasını, açılıma devam edilmesini, KCK’lıların serbest bırakılmalarını istediler. Bu istekler, zaten yıllardır Kürtçü parti tarafından dile getirilen hususlar olduğu için, MHP’nin de bu yolla, yani içindeki Kürtçüler tarafından, eğer, önümüzdeki seçimlerde parlamentoya girerse, pasifize edileceğinin çok açık göstergeleridir.

Türkler tasfiye ediliyor

Görünen o ki, Türk siyaset meydanından Türk­ler tasfiye edilmektedir. Alan bütünüyle Kürt politikacılara verilecek gibi görünüyor. Bu Türk devletinin yıkılması, Türklerin Kürtlerin vasalı olması anlamına gelir. Şu anda sayıca azlar, ama, tüm sivil toplum kuruluşları ellerinde, yarın da tüm siyasi kurumlar sayıca az olmalarına rağmen ellerine geçecek. Ve Türk milletine yaşam hakkı bile tanınmayacak. Bugüne bir bakın, İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Gaziantep gibi büyükşehirlerimize bakın ve ne demek istediğimi anlayın. Ele geçiremedikleri tek kurum, siyasi partilerdi, şimdi oraları da ele geçirmek üzereler.

Bugüne kadar, siyasi parti kurarak siyaset a­la­nına girmeye çalışan Kürtler, bu yolla bir başarı kazanmalarının mümkün olmadığını gördükleri için, bugün, ABD’nin Ali Cengiz oyunu vasıtasıyla, diğer siyasi partilerin içine girerek oraları ele geçirmeye ve bu yolla başarı şansı yakalamaya çalışıyorlar. Yani, şu anda kendi partileri ile hiçbir şey elde edemeyeceklerinin farkına varmış durumdalar. Bu yüzden, ağa babalarının gösterdiği yolu deniyorlar. Olur mu demeyin? Ve CHP’ye bakın!

ABD ve AB Türk milletinin en büyük düş­ma­nıdırlar. Her melanet onların başı altından çık­maktadır. AKP’nin tek başına başaramadığı bir işi, CHP ile birlikte başarmaları için, CHP’

ye düzenlenen Kürtçü darbenin de mimarı onlardır. Siyaset alanını Türklere kapatma oyunu da, onların tezgahladıkları bir oyundur. Böylece parlamento çoğunluğu ile maalesef ülkemiz bölünecek ve resmen Kürt devleti bizim topraklarımız üzerinde kurulacaktır. İş oraya doğru hızla gitmektedir. Süreç çok açık olarak bunu gösteriyor.

Böyle bir durumda ne yapılabilir? Çok basit; kendini Türklerin partisi olarak tanıtan partide birleşmek ve Türklerin oyları ile Türk devletini, cumhuriyetini ve milletini korumak gerekir. Böyle bir siyasi parti var mı? Elbette var; Ulusal Parti. Ulusal Parti, çok açık olarak kendini Türklerin partisi olarak ilan etmiştir ve Kürt bölücülüğüne, Ermeni hayranlığına şiddetle karşıdır. Ulusal Parti, Türk milletinin ulusal sınırları içinde özgür ve bağımsız yaşamasının siyasi alandaki tek temsilcisidir. Kürtçü, Çerkesçi, Ermenici, Gürcücü politikacıların at oynattıkları bu alanda, Türk’üm ve Türklerin partisiyim, diyebilen tek siyasi partidir. Hemen bütün azınlıkların temsil edildiği siyasi partilerin içinde, Türk milletinin temsilcisinin olmaması kadar acı bir şey olamaz. Ulusal Parti, bunu yakından hisseden ve bu açığı kapatmayı bir görev sayan tek partidir. Burada birleşebilirsek, Ulusal Parti’yi iktidara taşıyabilirsek Türk milleti Ali Cengiz oyununun son perdesini oynatmayacak ve Türk devletini ebediyete kadar yaşatacaktır.

Ulusal Parti, Türklerin partisidir. Türk milletinin partisidir. Bu durum hiçbir kimseye karşı düşmanlık beslemek demek değildir. Ulusal Parti, Türk milletinin düşmanlarının düşmanıdır. Bunu açık olarak ilan etmekten çekinmez. Kimsenin öküzün altında buzağı aramasına gerek yoktur. Adam, Türk devletinin içinde “Ben Kürtlerin partisiyim” derken, sesi çıkmayanların, Ulusal Parti, biz Türklerin partisiyiz, dediği zaman cıyak cıyak bağırmalarını anlamak gerçekten çok zordur.

Türk milletinin emperyalizmin baskısından, zulmünden kurtulabilmesinin tek yolu Ulusal Parti’yi iktidara taşımasıdır. Bunun gerçekleşmesi demek, Türk devletinin yeni bir ivme, yeni bir anlayış kazanması, Atatürk ışığının tüm yurdu yeniden aydınlatması demektir. Öyle ise var gücümüzle Ulusal Parti’yi iktidara taşımak için çalışmak zorundayız.

ULUSAL İKTİDAR İÇİN İLERİ...

Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir: