Özgür Billur
Ulusal Parti Başarabilir mi?
Ulusal Parti 20 Mart tarihinde kuruldu. Partinin ideolojik temellerinin atılması İleri dergisinin yayın hayatına girdiği 2000 yılına kadar gitmektedir. İleri ve TÜRKSOLU’nun eseridir diyebiliriz Ulusal Parti.
Parti kurulalı henüz birkaç ay olmasına rağmen, hızla örgütlenmesinin arkasında pekçok etken vardır. Bunlardan ilki İleri ve TÜRKSOLU’nun ideolojik altyapısının sağlamlığı ve politik tespitlerinin doğruluğudur. Genel Başkan Gökçe Fırat Çulhaoğlu’nun on yıldır İleri ve TÜRKSOLU’nda yaptığı tespitler eksiksiz doğru çıkmıştır.
İleri ve TÜRKSOLU, yayın faaliyetine entelektüel bir kaygıyla girmedi. Amacımız siyasi bir hareket örgütlemekti. Ulusal Parti’nin çok kısa bir sürede Türkiye’nin pek çok ilinde örgütlenmesinin arkasında yatan ikinci etken, dergimizin temelini atan üniversiteli kadronun ve okurlarımızın on yıldır yürüttüğü örgütlenme faaliyetidir.
Ulusal Parti, Gökçe Fırat önderliğinde, Prof. Dr. Türkkaya Ataöv ve Prof Dr. Şener Üşümezsoy gibi Türkiye’nin hem kendi alanlarında hem de ideolojik planda en üretken bilim adamlarının da yönetim düzeyinde görev almasıyla Türkiye’nin en güçlü kadrosunu kurmuştur.
Ulusal Parti’nin bir anda büyümesindeki üçüncü etmen ise okurlarımızdır. Anadolu’nun değişik illerinde kimi on, kimi bir yıldır dergimizi takip eden okurlarımızdır. İleri ve TÜRKSOLU’nun başlattığı mücadeleyi sadece izlemeyen ve elini taşın altına koyan yüzlerce vatansever okuyucumuz Ulusal Parti’nin Anadolu’da ilçe ilçe, kasaba kasaba, köy köy örgütlenmesini sağlamaktadır.
17 yaşındaki liseli gençten 80 yaşındaki emekli teyzemize-amcamıza Türkiye’nin vatansever, namuslu insanlarıyla örgütlenmektedir Ulusal Parti.
Örgütlenme faaliyeti, bir siyasi partinin en önemli meselesidir. İdeolojiniz ve politik öngörüleriniz ne kadar sağlam olursa olsun, örgütlenmeniz zayıfsa iktidar olmazsanız. Hele de devrimci bir partiyseniz örgütlenme en kritik faaliyettir.
Ulusal Parti’yi örgütleyen kadrolar, partiye kazanmak istedikleri insanlardan pek çok soru ile karşılaşmaktadır.
Partinin fikirlerini benimsediğini söyleyen pek çok kiş acaba başarabilir misiniz diyorlar.
Şimdiye kadar en çok karşılaşılan soruları ele alalım:
— Yeni bir parti Atatürkçü oyları bölecek. Oylar bölünmesin. Hem %10 barajı barajını nasıl aşacaksınız?
Doğru, Atatürkçü oyların toplanması lazım. Zaten Ulusal Parti o yüzden kuruldu. Atatürkçü insanların oylarını birleştirmek için. Atatürkçüler bugüne kadar Atatürkçü olmayan partilere oy verdiler. Artık bu devir kapandı. Atatürkçüler Ulusal Parti’ye, kendi partilerine oy verecekler.
Atatürkçüler bu kadar zavallı mı? Atatürkçü olmadıkları halde Atatürkçü numarası yapan partilere niye oy verelim?
Ulusal Parti tüm Atatürkçülerin oyunu almak için kuruldu. Diğer partiler bizim oylarımızı bölüyor. Üstelik utanmadan Atatürkçü numarası yapıyorlar.
Atatürkçülük kimsenin tekelinde değildir. Atatürk, onun fikirlerini, Altı Ok’unu savunanlarındır.
Atatürk, ölümünden sonra başlayan Kemalizme ihanet sürecine ve bugüne kadar özellikle şeriatçılar eliyle yürütülen karalama kampanyasına rağmen dimdik ayakta ve milletinin kalbindedir. En azılı Atatürk düşmanı olan bugünkü iktidar dahil hiç kimse açıktan Atatürk düşmanlığı yapamamaktadırlar. Ama ne yararlarsa yapsınlar Atatürk’ü milletin kalbinden silemezler.
Ulusal Parti, milletin kalbindeki Atatürk’ün ideolojisini savunmaktadır. Bizi iktidara taşıyacak en büyük güç budur.
— Halk çok cahil, hatta aptal. Sizin peşinizden gider mi hiç? AKP dini kullanıyor. Halk bu kadar dindarken size oy vermez.
Türk halkına cahil ya da aptal yakıştırması yapanların kıstası nedir? Neye göre aptal?
Türk halkı hiç de aptal değildir. Dünyanın siyasi bilinci en yüksek milletlerindendir.
Her yıl yapılan anketlerde dünya çapında Amerikan karşıtlığının en yüksek olduğu ülkenin Türkiye olması halkımızın antiemperyalist bilincinin en açık göstergesidir. Cahil olmakla küçümsenen Türk halkı, kendini bilinçli sanan aydın zevattan çok daha bilinçli bir şekilde Amerikan düşmanıdır.
Türk halkı, yaşadığı sıkıntıların arkasında ABD’nin olduğunu bilmektedir. PKK terörünün de, yoksulluğun da sebebi ABD emperyalizmidir.
Ulusal Parti’nin en büyük şansı budur. Türk halkı, partinin antiemperyalist, Amerikan karşıtı programını hemen benimsemektedir.
Din meselesine gelince...
Ulusal Parti’nin din karşıtı bir programı yok ki. Bizim temel programımızı emperyalizme karşı vatan savunmasıdır. Vatan kavramı ise Türklerde en kutsal kavramdır.
Çünkü Türk milleti bilir ki, vatan yoksa hiçbir şey yoktur. Dinini yaşamak için bile bir vatana ihtiyaç vardır.
AKP’nin dini kullandığı doğrudur. Ama bu kadar oyu Türk halkı dindar olduğu için almamıştır.
AKP’ye oy vermeyenler dinsiz midir?
Ulusal Parti bilir ki, Türk milleti vatan savunması için çalışanların arkasından halk gelir.
Buna en iyi örnek yine Atatürk’tür. Atatürk, Milli Mücadele’yi başlattığında onun kafasında devrimci fikirler olduğunu kimse anlamamış mıydı?
Daha Amasya Genelgesi’nde milli egemenlik fikri belirmemiş miydi?
Atatürk’ün kafasındaki devrimci fikirlerle uzaktan yakından ilgisi olmayanlar bile onun peşinden gitmişti. Çünkü O, emperyalist işgalcilere karşı ulusal kurtuluş savaşı veriyordu ve vatanı savunuyordu.
Ulusal Parti de bugün vatan savunmasının ve bölücülüğe karşı mücadelenin başındadır. Dini kullanıp, Türk halkını sömürenlerin, emperyalist Haçlıların emrinden çıkmayanların foyasını meydana çıkarmaktadır. Bunu gören tüm Türk milleti -dindar olsun, olmasın- peşimizden gelecektir.
— Atatürk gibi lider nerde? Hem o zaman işler daha kolaydı. Ülke işgal altındaydı, millet herşeyin farkındaydı ve mücadeleye katıldı. Şimdi nerde o halk?
Atatürk gibi bir lider elbette kolay kolay gelmez. Ama bir Atatürk bekleyerek ülkemizi kurtaramayız. O’nun ilkelerine sahip çıkıp hepimiz birer Mustafa Kemal olmalıyız. O, bizim örnek olacağımız devrimci karakterdir.
Mustafa Kemal’in arkasında örnek alacağı bir devrimci karakter ve devrimci ideoloji yoktu. O, mücadelesinde yalnızdı ve her şeyi kendi başarmak zorundaydı. Bu yüzden işi bizimkinden daha kolay değildi.
Bizim ise elimizde O’nun bize bıraktığı koskoca bir miras var. Türkiye’mizi O’nun tüm ezilen dünyaya da örnek olmuş ideolojisiyle, Altı Ok ile kurtaracağız.
1920’lerde halkın mücadeleye daha kolay seferber edilebileceği ise koskoca bir palavradır. Balkan Savaşları’ndan beri sürekli savaşmış, aç ve perişan bir halkı savaşa ikna etmek çok da kolay olmamıştır.
Savaştan sonra ülkemizin nüfusu on milyondu ve bu on milyonun çoğu sakat, hasta, kadın ve yaşlılardı. Atatürk, bu perişan halkla başardı devrimi.
Bugün ise 70 milyonluk koca bir ülkeyiz. Hadi bu rakamı, hainleri ve kendini Türk görmeyenleri düşünerek 60 milyona düşürelim. 60 milyonluk Türk nüfus her şeyi başarır. Yeter ki, önüne yol gösterecek birileri çıksın.
Ulusal Parti, Atatürk’ten ve Türk tarihinden aldığı ideolojik ve manevi güçle 60 milyon Türk’e yol göstermek ve Türkiye’de Atatürkçülüğü yeniden iktidar yapmak için kurulmuştur.
— Niye kendinize sol diyorsunuz? Atatürk, sol demedi ki! Halk soldan korkar.
Atatürk kendine sol demedi, itirazı oldukça komik. Sanki Atatürk çok yumuşak, ne sağ, ne sol bir yol tutturduğu için başardı.
Atatürk devrimciydi. “Türk devriminin, ihtilalden öte bir anlamı vardır” diyen Atatürk, sadece vatanı kurtarmamış, Türk milletini çağdaşlaştıran devrimleri gerçekleştirmiştir.
Hilafetin kaldırılmasını benimseyen halk, soldan ya da sosyalizmden mi çekinecek?
1920’lerde Atatürk’ün yaptıklarını bir düşünelim. 2010 yılında sosyalizmi savunmak çok mu radikal, çok mu ürkütücü?
Üstelik halk niye soldan korksun. 1965 yılında Türkiye İşçi Partisi’ni 15 milletvekili ile TBMM’ye sokan bu halk değil miydi?
Ecevit, en sol söylemlerle iktidar olmadı mı 1970’lerde?
İktidar olmak için soldan uzaklaşmak değil, daha da solculaşmak gerekir.
— Atatürk Milli Mücadele’yi hocalar, Kürtler, hatta komünistlerle birlikte verdi. Siz hepsine karşısınız. Sivri diliniz var ve herkesi dışlıyorsunuz. Her kesimi kucaklamak lazım.Atatürk’ü pragmatik bir politikacıya dönüştürmek ona en büyük haksızlıktır. Atatürk, Milli Mücadele’ye başlarken kafasındaki Cumhuriyet fikrini açıklamamış ve amacına adım adım ulaşmıştır.
Ama bu demek değildir ki, Kemalist olmayan kesimlerle oturup bir anlaşma yapıp onları da yanına almıştır. Ne Kürtlerle, ne padişahçılarla, ne de komünistlerle böyle bir görüşme, anlaşma yoktur.
Atatürk, “İstiklali tam ve müstakil” bir Türkiye için yola çıktığını her fırsatta söylemiştir. Bu amacına yürürken güvendiği tek şey ise milletin kendisidir.
Mustafa Kemal, iddia edildiği gibi her kesimi kucaklamamıştır. Daha mücadeleye başlarken İttihatçılarla köprüleri atmıştır. O, sadece kendine ve milletine güvenmiştir.
Eğer Atatürk gibi doğru ideolojimizden bir milim bile sapmazsak halkı yanımıza çekebiliriz.
Eğer, “her kesimi kucaklamak” adı altında türban ve Kürt açılımı gibi politikaları savunursak bugünkü CHP’ye döneriz. Bunun da Atatürkçülük ile uzaktan yakından alakası yoktur.
— Şimdi AKP’den kurtulma zamanı. CHP’ye vurmayın, hatta onunla ittifak yapın. Sonra kozlarınızı paylaşırsınız.
AKP’den kurtulmak için ondan farklı bir programı olmayan partiye niye destek olalım.
CHP’nin hangi politikası AKP’den farklıdır?
Dış politikada ABD ve AB’ye karşı mı CHP?
Kürt meselesinde açılıma karşı ve Atatürk’ün “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” çözümünü benimsiyor mu?
Ekonomide, serbest piyasa sistemine karşı ve devletçi mi?
Laikliği savunuyor mu, yoksa “Türban bizim geleneğimiz” mi diyor?
Bu politikaların hiçbirinde AKP’den farklı olmayan bir partiyi niye destekleyelim?
Bu Atatürkçülüğe ve Türk milletine ihanet olmaz mı?
Atatürkçülükten ilk tavizler 1938’den sonra CHP tarafından verildi. Kemalizme ihanetin ilk adımlarını onlar attılar. Eğer bugün iktidara gelirlerse hiç şüphe yok ki, son vuruşu da onlar yapacaklar.
Ülkemizin Kürtler eliyle parçalanmasını ve şeriat karanlığına doğru gitmesini engelleyecek tek parti Ulusal Parti’dir.
Türkiye ancak Ulusal Parti iktidarı ile parçalanmaktan kurtulup, bağımsız ve kalkınmış bir ülke haline gelebilir.
Bu yüzden CHP içinde kalmış tüm Atatürkçülerin Ulusal Parti’ye katılmaları şarttır. Ulusal Parti, tüm Atatürkçüleri bünyesinde toplayacaktır.
Ulusalcı olarak bilinen diğer partiler ise, Ulusal Parti’nin güçlü ideolojisi ve önderlik kadrosunu güvenerek bize katılmalıdır. Ulusal Parti, her üyesine yeteneğine ve birikimine göre görevler verecektir.
— ABD’ye rağmen Türkiye’de iktidar olunabilir mi? Hem medyada Ulusal Parti hiç duyulmuyor? Gökçe Fırat, doğru yazıyor, ama kimse onu tanımıyor.
Önce ilk soruya cevap verelim. Türkiye’nin bugün yaşadığı tüm sıkıntıların sebebi Atatürk’ten sonra iktidara gelen hiçbir iktidarın ABD’ye karşı değil, ABD’nin desteği ve onayı ile iktidar olmasıdır.
Türkiye, bugüne kadar Amerikan karşıtı bir iktidar görmemiştir. ABD kimi zaman bir hükümeti devirip, bir başkasını getirmiştir. Bunun sebebi istediği politikaları bir başka Amerikancı ile daha rahat uygulayabileceğidir. Örneğin bugün AKP’nin yerine CHP’nin iktidara hazırlanması böylesi bir planın uygulanmasıdır.
ABD, Türk siyasetini etkisi, hatta komutası altındaki güçlerle idare etmektir. Bunların başında sermaye grupları (örneğin TÜSİAD) ve medya gelmektedir. Bunlara kimi zaman Ordunun üst kademesi veya bürokrasi de eklenebilir.
Türk siyaseti bu güçlerin gölgesinde olduğu hiçbir parti Amerika’ya karşı politika yapmamaktadır. Öyle bile görünse en kritik konularda Amerika’nın istediği politikaları savunur.
Ulusal Parti, Atatürk gibi sadece kendi ideolojisine ve millete güvendiği için bu güçlere göre politika belirlemez. Onun için gerçek Atatürkçü politikaları sadece biz savunuyoruz.
Medyanın Ulusal Parti ve Gökçe Fırat’a karşı uyguladığı ambargonun altında büyük bir korku vardır. Onlar bilmektedirler ki, Ulusal Parti’nin politikaları halkla buluştuğu anda büyük bir gücü dönüşecek ve Amerikancıların oyunları bozulacaktır.
Medyayı elinde tutan maaşlı işbirlikçiler TÜRKSOLU’nu karalamak için haber yaptıklarında, halkın onların yönlenmesini dikkate almadığını gördüler. Bu yüzden karalamak için bile olsa Ulusal Parti’yi haber yapmıyorlar, Gökçe Fırat’tan bahsetmiyorlar.
Peki nereye kadar bizi engelleyebilirler?
İstedikleri kadar gazeteleri ve televizyonları bize kapatsınlar, halka ulaşmamızı engelleyebilirler mi?
2000 yılından beri kapı kapı TÜRKSOLU’nu halka nasıl ulaştırdıysak, şimdi de Ulusal Parti’yi öyle örgütleyeceğiz.
Bugün Türkiye’nin pek çok ilinde Gökçe Fırat’ın kitabının girmediği ev yok gibidir.
Sadece kapı kapı dolaşarak değil, aynı zamanda meydanlara çıkarak da halka ulaşacağız. Televizyonda bizi göremeyen halkımızın kapısı çalacağız, yolda yürürken siyasi bir kampanyayla karşısına çıkacağız.
Hiçbir güç, Ulusal Parti’nin halka ulaşmasını engelleyemez.
Halkımıza ulaştıktan sonra sadece ondan aldığımız güçle iktidar olacağız ve Amerikancı düzeni yıkacağız.