

İLERİ'DEN
Yeni sayımızla tekrar merhaba...
Bu sayı kapaktan bir çağrı yapıyoruz: "Ulusal Güçler Birleşin" Kapak dosyamızda 12 Haziran 2011 seçim sonuçlarının analizlerini bulacaksınız. Seçim sonuçlarının ayrıntılı bir analizini başyazarımız Gökçe Fırat'ın kaleminden okuyabilirsiniz. Dergimizin ilerleyen bölümünde, yazarlarımız seçim sonuçlarının önümüzdeki dönem Türk siyasetindeki yansımaları üzerine değerlendirmelerde bulundu ve ulusalcıların bundan sonra neler yapması gerektiğini tartıştı. Ali Özsoy, yazısında ulusalcılığın bir tanımını yaptı ve "Ulusalcılık nedir, ulusalcılar kimlerdir?" sorusunu yanıtladı. İnan Kahramanoğlu, seçimlerden önce ulusalcıların nerelerde hata yaptığını inceledi. Özgür Erdem, CHP ve MHP'nin ulusalcı olup olmadığını tartıştı. Kaya Ataberk, AKP'nin Türkiye'yi nereye götürdüğünü, Serap Yeşiltuna ise PKK'nın iç savaş tehditlerine karşı Türk yanıtının ne olması gerektiğini yazdı. Yekta güngör Özden, Prof. Dr. Şener Üşümözsoy ve Eser Özaltındere'nin de 12 Haziran seçimlerinin hemen ardından yaptıkları değerlendirmeleri de dergimizde okuyabilirsiniz. Bu sayı, dosya konumuzdan birisi "Ortadoğu'daki Amerikancı Ayaklanmalar". Bu sayı, ikinci bir dosyamız da var. Mart 2010'da siyaset hayatına atılan Ulusal Parti'nin, kuruluşunun birinci yıldönümünde TÜRKSOLU'nda yayınlanan yazıları, İleri dergisinde de okurlarımızla paylaştık. Bir sonraki sayımızda tekrar buluşmak dileğiyle...
GÖKÇE FIRAT Ulusal Güçlere Çağrı: Birleşelim...
Tüm ulusalcılara sesleniyoruz. Birleşelim. Hiçbir şart öne sürmeden birleşelim. Önce vatan diyelim ve gerisini görmeyelim. Birleşelim ve yeniden meydana çıkalım. Daha güçlü, daha diri, daha iri olalım. Bir olalım, birlik olalım. Bu vatanın sahipsiz bırakılmayacağını
herkese gösterelim.
GÖKÇE FIRAT 2011 Seçim Sonuçlarının Analizi
Daha örgütlü, daha güçlü, maddi imkanları daha güçlü bir parti
yaratmak zorundayız. Bu amaçla parti bir güçlenme programı
ortaya koyacak ve bunu uygulamaya başlayacaktır. Güçlü Ulusal Parti Güçlü Türkiye gelecek dönemin ana sloganıdır. Doğru
programı bulan partimiz güçlenecek, koşullar olgunlaşacak, Türk milleti uyanmaya başlayacak ve partimiz ulusalcı tabanıyla
buluşacaktır. Gelecek Türklerindir.Ve biliyoruz ki Türk’ün Partisi
olmayı kendi kimliği olarak belirleyen tek parti de Ulusal Parti’dir!
ALİ ÖZSOY Ulusalcılık Nedir
Ulusalcılar Kimdir?
Türklükle birlikte Türk Ordusu da tasfiye edilmek istenmektedir. Türk komutanları tutuklanmakta, görevden alınmakta ve sürekli
saldırılara uğramaktadır. Türk Silahlı Kuvvetleri profesyonel ordu tartışmalarıyla yıpratılmakta ve adeta “AK Silahlı Kuvvetleri”
oluşturmak için sinsi ve haince adımlar atılmaktadır. Türk Ordusu Kürt-İslamcılar tarafından Kürtçüleştirilmek ve dolayısıyla tasfiye edilmek istenmektedir. Türk halkı TSK’nın zirvesinden yanlış
anlayışlara karşı direniş bekliyor. TSK’ya yönelik saldırılara karşı Türk Ordusu’nun ve komutanlarının savunulmasını istiyor. Yanlış bir takım kavramlarla bu sürece hizmet edilmesini değil. Türk
Ordusu’nun Kürtçüleştirilmesine ve tasfiyesine karşı direnişte ilk
görev TSK’nın zirvesine düşmektedir.
ÖZGÜR ERDEM MHP ve CHP Ulusalcı mı?
CHP’nin Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığıyla birlikte ulaştığı gericilikle ve AKP’yle uzlaşan bu sağcı çizgisi aslında Türkiye’de
Kürtçülükle sağcılığın nasıl iç içe geçtiğinin çok güzel bir
göstergesi. Nitekim CHP’nin tarihi de incelendiğinde sağcılaşma ve Kürtçüleşme süreçlerinin birbirini besleyen ve destekleyen süreçler olduğu görülecektir. CHP Kürtçüleştikçe sağcılaşmış, sağcılaştıkça da Kürtçüleşmiştir. Zaten bu iki sürecin baş aktörleri de hep aynı
kişiler olmuştur. Gürsel Tekin, Kemal Kılıçdaroğlu örneklerinde
olduğu gibi.
|
İNAN KAHRAMANOĞLU Ulusalcılar Nerede Hata Yaptı?
Ulusal güçler açısından en temel hata ulusalcı hareketin çıkış
itibariyle yeni ve bağımsız bir siyasal akım olmasına rağmen bu
akımın kendi örgütsel mekanizmasını, kendi partisini yaratamamış olmasıdır. Kendi partisini ve örgütünü yaratamayan ulusalcı hareket önce CHP ve MHP’yi ulusalcı bir çizgiye çekmek için nafile
çabalamış, bunu başaramayınca da ulusalcı olmayan CHP ve MHP
KAYA ATABERK AKP
Türkiye’yi Nereye Götürüyor?
AKP’nin dokuz yıllık politikasının yarattıklarını özetlemek istersek, geçen dönemin ardında yıpratılmış bir Ordu, zayıflatılmış bir
ulusalcı hareket ve dolayısıyla savunmasız bir Türkiye bıraktığını öncelikle belirtmek gerekir. AKP Türkiye’yi hem askeri, hem de ideolojik ve politik alanlarda tamamen savunmasız bırakmıştır. AKP’nin bugün izlediği kışkırtıcı politika evin tüm kapılarını ardına kadar açıp, ev halkını bağladıktan sonra hırsızlara “gelin
hesaplaşalım” demekten farklı değildir.
SERAP YEŞİLTUNA
Türk Ulusalcıları
Irkçı BDP’ye Karşı Birleşin!
TBMM’yi boykot eden PKK’lı vekilleri isteseler de sokmayacak bir iradedir gereken. “İç savaş çıkarırız” diyen bu cüretkârlara “Buyur kardeşim çıkar, sen mi zararlı çıkarsın ben mi, benim ordum mu, polisim mi, milletim mi?” diyecek bir iradedir. Bu iradeyi ortaya koymadıkça da Türk milleti daha çok devam edecektir ahlanıp
vahlanmaya ve de sızlanmaya.
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN Neler Olacak?
CHP’nin gereksiz ve yanlış anlaşılmaya elverişli “Eski CHP-Yeni CHP” ayrımı kimilerini çekindirmiştir. Atılım, coşku, güçlenme, taze kan yerine şanlı geçmişi reddetmek gibi bir tutum, iktidar kesimiyle yandaşlarının Atatürk’e ve Atatürkçülüğe yönelik karalamalarına doyurucu yanıt vermeme, Kürtçülere ödün sayılacak sözler oy
kaymalarının başlıca nedenleri olarak görülmektedir.
PROF. DR. ŞENER ÜŞÜMEZSOY
İktidar Bloğu ve 2011 Seçimleri
İktidar bloğunun en önemli adımı, ideolojik aygıtların dışında baskı aygıtlarını da yeniden biçimlendirmek olmuştur. Bunu geleneksel anlamda Kemalist ideolojiyle bağımsızlık temelinde kurulmuş, Özal döneminde tasfiye edilmeye başlayan ama günümüzde kesinlikle tasfiye edilen hukukun ortadan kaldırılması ve yeri bir baskı aygıtı olarak yeniden ortaya konmasıyla ulusal devletin hukuksal yapısı değiştirilmiştir. Anayasa Mahkemesi ve HSYK gibi kurumlarda da
tasfiye hızla ilerlemektedir.
ESER ÖZALTINDERE İkinci Cumhuriyetçi "Yeni CHP!.."
“Yeni CHP”, Türkiye genelinde de halka inme adına kullanılan “lümpen dile”, ideolojiden verilen ödünlere ve inanılmaz bir “halk dalkavukluğuna” karşılık %25 gibi “skandal” bir oy oranıyla
yetinmek zorunda kaldı. Demek ki, bu tür “ eksen kaymaları”,
sadece sömürgecilerin çıkarına hizmet eden CHP’nin
“kimliksizleştirilmesi” olayından başka bir işe yaramıyormuş. Zaten “Yeni CHP”yi incelediğimizde de onun sömürgecilerin istediği
türde “İkinci Cumhuriyetçi” özellikli ve AKP benzeri bir CHP
olduğunu görebiliyoruz.

İLERİ'DEN
Dergimizin bu sayısında Türk siyasetinin yaşadığı Kürtçüleşmeyi inceledik. Başyazarımız Gökçe Fırat, Türk siyasetinde gerçek kutuplaşmanın işbirlikçilerle ulusalcılar arasında oluştuğunu dikkat çeken bir yazı kaleme aldı: “Amerikancı Kürtçülüğe Karşı Ulusalcılık”. Ali Özsoy, “Türk Ordusu’nu Kürtçüleştirme Çabaları ve Ulusalcı Direniş” başlıklı yazısında Hilmi Özkök’ten bu yana Türk Ordusu’nun Kürt sorununa bakışında yaşanan değişimleri inceliyor. Özgür Erdem ise “CHP’nin Kürtçüleşmesi” başlıklı yazısında CHP’de Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olmasıyla birlikte önemli bir aşama kaydeden Kürtçü darbeyi inceliyor. Kaya Ataberk yazısında MHP’deki Kürtçüleşme sürecini ortaya koyarken, İnan Kahramanoğlu ise Kürt istilasının 80 yıllık sonuçlarından yola çıkarak Türklerin Kürtleşmesini inceliyor. Serap Yeşiltuna’nın yazısı kültür hayatındaki Kürtçüleşmenin boyutlarını araştırıyor. Özgür Billur ise AKP iktidarının Kürtçü politikalarının bir tarihçesini sunuyor. Yekta Güngör Özden, Prof. Dr. Türkkaya Ataöv, Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, Hüseyin Adıgüzel, Eser Özaltındere ve Dr. Ali Nejat Ölçen de kapak dosyamızı zenginleştiren yazılar kaleme aldılar. Ozan Baraklı da “Kürtler” başlıklı şiiri de kapak dosyamıza renk kattı.
Cerrahpaşa Üniversitesi’nden iki değerli hocamız, Prof. Dr. Hidayet Sarı ve Prof. Dr. Sebati Özdemir de, yazılarıyla bu sayı İleri’ye konuk oldu.
GÖKÇE FIRAT Amerikancı Kürtçülüge Karşı Ulusalcılık
Geçmişin kimi ideolojik ya da tümüyle maddi çıkar bölünmelerini yansıtan partiler sistemi, bir Kurtuluş Savaşı döneminde yok olur. Türkiye BOP’ta bölünmeye sürüklenirken, özerk Kürdistan
kurulurken, kimilerinin ideolojik ya da maddi tatmin
örgütlenmesinde bulunmasının ne zemini ne de zamanı
kalmaktadır. Bu açılardan hem MHP hem de CHP tasfiye olacak partilerdir. Ama tasfiye olan sadece partilerdir yoksa partilerin
tabanları değil. Bu paritlerin ulasalcı tabanları elbette ki
mücadeleye devam edeceklerdir ama Ulusal Parti saflarında.
Türkiye iki partili sisteme hazırlanmalıdır ve herkes de safını seçmelidir: Ya Amerikancı Kürt Partisi ya Ulusal Parti.
ALİ ÖZSOY Türk Ordusunu Kürtçüleştirme Çabaları ve Ulusalcı Direniş
Türklükle birlikte Türk Ordusu da tasfiye edilmek istenmektedir. Türk komutanları tutuklanmakta, görevden alınmakta ve sürekli
saldırılara uğramaktadır. Türk Silahlı Kuvvetleri profesyonel ordu tartışmalarıyla yıpratılmakta ve adeta “AK Silahlı Kuvvetleri”
oluşturmak için sinsi ve haince adımlar atılmaktadır. Türk Ordusu Kürt-İslamcılar tarafından Kürtçüleştirilmek ve dolayısıyla tasfiye edilmek istenmektedir. Türk halkı TSK’nın zirvesinden yanlış
anlayışlara karşı direniş bekliyor. TSK’ya yönelik saldırılara karşı Türk Ordusu’nun ve komutanlarının savunulmasını istiyor. Yanlış bir takım kavramlarla bu sürece hizmet edilmesini değil. Türk
Ordusu’nun Kürtçüleştirilmesine ve tasfiyesine karşı direnişte ilk
görev TSK’nın zirvesine düşmektedir.
ÖZGÜR ERDEM CHP'nin Kürtçüleşmesi
CHP’nin Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığıyla birlikte ulaştığı gericilikle ve AKP’yle uzlaşan bu sağcı çizgisi aslında Türkiye’de
Kürtçülükle sağcılığın nasıl iç içe geçtiğinin çok güzel bir
göstergesi. Nitekim CHP’nin tarihi de incelendiğinde sağcılaşma ve Kürtçüleşme süreçlerinin birbirini besleyen ve destekleyen süreçler olduğu görülecektir. CHP Kürtçüleştikçe sağcılaşmış, sağcılaştıkça da Kürtçüleşmiştir. Zaten bu iki sürecin baş aktörleri de hep aynı
kişiler olmuştur. Gürsel Tekin, Kemal Kılıçdaroğlu örneklerinde
olduğu gibi.
|
GÖKÇE FIRAT Habur'dan Geldi CHP'ye Girdi!
CHP Kurultayı toplandı ve bitti. Kurultay’ın CHP için en büyük “kazanımı”, yıllarını CHP’ye veren isimlerin, CHP yöneticilerinin dışlanırken, geçtiğimiz ay partiye yeni üye olan bir ismin, Parti Meclisi’ne girmesi oldu!
Bu isim Diyarbakır Barosu’nun eski başkanlarından Sezgin Tanrıkulu.
Sezgin Tanrıkulu’nun yönetici olarak girdiği CHP, elbette bundan önceki CHP’den çok daha farklı olacaktır.
Peki kimdir bu Sezgin Tanrıkulu?..
GÖKÇE FIRAT
2011 Mutabakatı:
Tayyip Erdoğan Başkan Gürsel Tekin Başbakan
Pek çok CHP’li, henüz ne olduğunun farkında olmadığı gibi neler olacağını ise tahmin bile edemiyor.
Soralım CHP’lilere: Tehlikenin farkında mısınız?
CHP’nin yeni yönetiminde kimler var bir bakalım...
CHP’nin bir numarası, genel başkanı PKK’ya “genel af’tan bahseden birisidir. Aynı zamanda Atatürk’ü Dersim’de suçlayan, devletin katliam yaptığını savunan birisidir...
KAYA ATABERK MHP'de Kürtçüleşme
Bugünkü MHP, Kürt bölücülüğüne tepki verecek Türk
milliyetçilerini frenlemek için yaşatılan bir “itidal” nasihati
misyonudur. Devlet Bahçeli o kadar “mutedildir” ki TBMM’ye giren PKK yandaşlarının ilk elini sıkan o olmuştur. Türk milletinin her
tepkisine “provokasyon” demeyi adet edinmiştir. MHP, Türk
milliyetçilerini PKK’yla, Kürt istilasıyla mücadele etmemeye ikna
etmesi için ayakta tutulmaktadır. Ama artık gemi çatırdamaktadır, batmak üzeredir. Bu batış son derece hayırlı olacaktır. Böylece Türk
milliyetçiliğinin gerçek Atatürkçü yolu birleşme merkezi olacaktır.
İNAN KAHRAMANOĞLU Türklerin Kürtleşmesi
Türkiye’nin bugün bölücü Kürt terörüne teslim olmasının en
önemli sebeplerinden birisi bir türlü önünü geçilemeyen
Kürtleştirmedir. Kürt kimliğini terör yoluyla yaratan ve
kitleselleştiren PKK’nın asıl gücü de buradan gelmektedir. Kardeşlik masalları ile uyutulan Türk artık kendi yurdunda esir olma
noktasına doğru koşar adım gitmektedir. Bugün Türk’ün ülkesinde
Türk olan her şey ırkçı bir kültürün saldırısı altında Kürtleşmektedir.
SERAP YEŞİLTUNA Kültür Yaşamında Kürtçüleşme
“Kültürel Kürtleşme” ya da, “tersine asimilasyonun kültürel ayağı”… Adına ne dersek diyelim akşam evine gidip televizyonunu açan
sıradan bir Türk’ün, eline gazetesini alıp şöyle yüzeyselce göz atan, bir müzik markete giden, ya da bir kitapçıya uğrayan, bir minibüse binen hatta sokakta yürüyen sıradan bir Türk’ün bir anda
anlayamayacağı kadar üstü örtülü ama uzun vadede yavaş yavaş, alışa alışa, sindire sindire kabulleneceği kadar kesin bir asimilasyon türüdür. Aracısı basın olan, sanatçılar, şarkıcılar, yönetmenler,
oyuncular ve köşe yazarları olan, hedef kitlesi de tahmin
edemeyeceğiniz kadar geniş olan bir yöntemdir.
ÖZGÜR BİLLUR AKP: Kürt Bölücülüğünün İktidarı
Türkiye’de Kürtçülüğün ve PKK’nin bu denli güçlenmesinin temel nedeni AKP’nin kurduğu Kürt-İslam faşizmidir. Hükümetin yaptığı tüm anayasal ve yasal düzenlemeler PKK’nın önünü açmıştır.
Türkiye tarihinde bölücü ideoloji ve terör hiç bu kadar güçlü
olmadı. Terörü bitirmek için yapıldığı söylenen açılım politikaları, PKK’ya verilen tavizler olmuştur. Ve her taviz PKK’yı ve bölücülüğü biraz daha güçlendirmiştir. AKP iktidarı 2002’den bu güne daha da
Kürtçüleşmekte ve verilen tavizlerin dozu daha da artmaktadır.
ALİ ÖZSOY
Belgeleriyle Said-i Kürdi'nin Yaşamı
Nurculuk Türkiye’deki en köklü Kürt akımlarından biridir. Ve bu akım kendini gizlemek, mütedeyyin Türk insanlarını kandırmak için en sinsi oyunları başarıyla kullanmıştır. Hakkında binlerce keramet ve kutsallık öyküsü anlatılan Said-i Nursi isimli bir garip adama
hayranlık duyan, Kuran-ı Kerim yerine onun anlamsız risalelerini okuyan, Hz. Muhammed yerine bu deliyi adeta peygamber, mehdi gibi görüp takip eden binlerce yoksul Türk insanı, bu Kürtçü tarikat tarafından yıllardır sömürülmektedir. Oysa Said-i Nursi’nin kendisi bir Müslüman veya İslamcıdan önce fanatik bir Kürtçüdür. Ve Türk halkından bu insanın ismi bile saklanmaktadır. Kendisinin asıl adı Said-i Kürdi’dir. Hayatının ilk elli yılında bu ismi kullanmış, kendini
“Kürdistan’ın en büyük alimi” olarak lanse etmiştir.
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN İki Büyük Tehlike
Her ülkenin olduğu gibi Türkiye’mizin de kimi sorunları çözüm beklemektedir. Ekonomik, toplumsal, hukuksal, siyasal her tür sorun iyi niyetli ve yetenekli iktidarların öncülüğünde başarıyla
çözümlenir. Bunların yaratacağı güçlüklerin giderilmesi olanağı her zaman vardır, bulunabilir. Ama giderek büyüyen iki tehlike
Türkiye’mizin varlığını ve geleceğini olumsuzluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Biri irtica (gericilik), öbürü ırkçılıktır. İkisinin de
terörle yakın ilişkisi vardır.
Prof. Dr. TÜRKKAYA ATAÖV Kuzey Irak'taki Amerikancı Kürt Yönetimi
Irak’a 1991’deki ABD askerï müdahalesinden bu yana, ülkenin
kuzeyinde iki Kürt partisi egemendir. Biri, Erbil’de merkezi olan KDP, öteki Süleymaniye ekseninde KYB. İkisi de çift partili
düzenleri, temsilcilerden oluşan Meclis ve basınlarıyla övünüyor, bunları (Amerikalılar gibi) demokrasinin varlığı için yeterli görüyorlar. ABD’nin bu anlayışla ve onun ardındaki iki Kürt partisiyle
yaklaşık yirmi yıldır gitgide yakınlaşan işbirliği oldu. Bu ilişkiye PKK’ya para-silâh-lojistik üçlü desteği de eklenmelidir. Güney Irak’tan kopuk bir yönetim dördünün de (yani, iki parti, PKK ve ABD) düşlerini süslüyor. Oysa, geri kalan Iraklıların (en başta Arap çoğunlukla Türkmenlerin tümünün) gözünde, böyle bir yönetimin
birinci özelliği “demokratik” değil, “Amerikancı” olmasıdır.
PROF. DR. ŞENER ÜŞÜMEZSOY Alevilerin Etnik Kimliği
Bugün Tunceli bölgesindeki Kürt olduğu ileri sürülen toplulukların ve o bölgenin insanlarının kendilerinin Türkmen olduklarını
açıklıkla vurgulamalarına karşılık, Türkiye’deki Türk-İslamcı
camianın onları Alevi ve Kürt görme ve buna mahkum etme
anlayışı vardır. Burada mücadele yalnız Şafi Kürtlere ve onlara tabi Kürk milliyetçilerine karşı “biz Kürt değiliz, Türkmeniz”i kabul
ettirmek mücadelesi değil, aynı şekilde Aleviliği Türklük içinde
görmeyen Türk-İslam sentezcilerine de “Hayır biz Türk’üz ve
Anadolu Aleviliği Türklerin özgün dinidir” tezini ortaya koyması önemli bir mücadele olmuştur. Keza günümüzde Aleviliği camiye sokma ve dogmatik Şia Aleviliğine çevirme noktasında da bu
çizginin de en büyük hedefi olmuştur.
ESER ÖZALTINDERE Bask Gerçeği ve Kürtçülerin Yanılgıları
Artık AKP sayesinde “Bask modeli” de aşılıp “Büyük Kürdistan”ın kurulması aşamasına geçildi ama, her fırsatta “Bask modeli” diye tutturan sömürgecilerin taşeronu Kürtçüler acaba haklı mıdırlar? Veya Baskların tarihî ve sosyo-ekonomik şartları Kürtlerle aynı
mıdır? Yani, Kürtçüler kendilerini Basklarla bir tutarak Türkiye
Cumhuriyetinden “Bask modeli”ne benzer bir özerklik isteme
“cüretini” kendilerinde bulabilecek bilimsel dayanaklara
sahipler midir?
HÜSEYİN ADIGÜZEL Ali Cengiz Oyununda Son Perde
Ulusal Parti, çok açık olarak kendini Türklerin partisi olarak ilan
etmiştir ve Kürt bölücülüğüne, Ermeni hayranlığına şiddetle karşıdır. Ulusal Parti, Türk milletinin ulusal sınırları içinde özgür ve
bağımsız yaşamasının siyasi alandaki tek temsilcisidir. Kürtçü,
çerkesçi, Ermenici, Gürcücü politikacıların at oynattıkları bu
alanda, Türk’üm ve Türklerin partisiyim, diyebilen tek siyasi
partidir. Hemen bütün azınlıkların temsil edildiği siyasi partilerin içinde, Türk milletinin temsilcisinin olmaması kadar acı bir şey
olamaz. Ulusal Parti, bunu yakından hisseden ve bu açığı kapatmayı bir görev sayan tek partidir. Ulusal Partiyi iktidara taşıyabilirsek Türk milleti Ali Cengiz oyununun son perdesini oynatmayacak ve
Türk devletini ebediyete kadar yaşatacaktır..
Dr. ALİ NEJAT ÖLÇEN Emperyalizme Teslimiyet
Türk-Kürt-İslam Sentezi’ne dayalı federatif sistemi uygulamanın
hukuksal engelleri de Referandum ile ortadan kaldırıldı. Korku
toplumu yaratmaya sıra gelmişti. Şimdi bu uygulanıyor. Böylesi bir senaryoyu, Sevr ile Osmanlı Devleti 1919’da yaşamaya başlamıştı. Britanya Krallığı o yıllarda bugünkü PKK’nın yerine silahla donattığı Yunanistan’ı kullandı. Bugün de Kürt azınlıklarımızın gözlerini
bağlayarak PKK’yı kullanıyor. Ne var ki, o dönemde bir Mustafa
Kemal vardı. Bu meşum oyunu tersine çeviren. Şimdi bir başka Mustafa Kemal var mı? Belki milyonlarca var. AB ve ABD
göremiyor. Yenilgiye uğradıkları zaman görecekler.
Prof. Dr. HİDAYET SARI Ülkeyi Satmak Kutsal Değerleri Satmaktan Daha mı Az Önemli?
AKP hükümeti için “anası dahil her şeyi satmayı göze alan bir
zihniyet sözüne” bu sözden yarası olan gocunur misali aşırı tepki gösteren ve tazminat taleplerinde bulunanlara soruyorum.
Her şeyin anası olan vatanı, ülkeyi satmak ne anlama geliyor? Ben ülkeyi pazarlıyorum demek sizce ne anlama geliyor? Vatan
olmazsa anamız, bacımız, eşimiz, kirlenmemiş kalır mı?
Dolayısıyla vatan bizim kutsal değerlerimizden daha mı az
değerlidir?.
Prof. Dr. SEBATİ ÖZDEMİR "Üniversite Hareketi Özgürlükçü mü" Başlıklı Yazılar Üzerine
Türban bir özgürlük sorunu değil sadece kendini “açıkça ifade
edemeyen” bir siyasi kimliğin en gözde simgesidir. Türbana izin
verilmesi de sorunu çözmeyecektir. Çünkü ideolojinin kendisi
açıkça savunulmadıkça özgürlüğü talep edilen simgelerin de sonu gelmeyecektir. Türban hoşgörüyle karşılanıldığında bunu örneğin cüppe takip edecektir ya da peçe takmak istenilecektir. Yarın peçe ile gelmek için mücadeleye başlanıldığında tavır ne olacaktır? Yüzü görünmeyen bir insanla gerek okulda ve hastanede gerekse devlet dairesinde -yani kamusal alanda- nasıl bir iletişim ya da güven
duygusu içinde olunacaktır?.

İLERİ'DEN
Uzun süredir devam eden çalışmaların ardından Ulusal Parti 20 Mart 2010 tarihinde kuruldu. Ulusal Parti’nin Kurucu Genel Başkanı başyazarımız Gökçe Fırat Çulhaoğlu oldu. Genel Yayın Yönetmenimiz İnan Kahramanoğlu ise Ulusal Parti’de Genel Saymanlık görevini üstlendi.
Pek çok yazarımız da Parti yönetiminde yer aldı. Prof. Dr. Türkkaya Ataöv ve Prof. Dr. Emin Sami Arısoy Genel Başkan Yardımcısı, Prof. Dr. Şener Üşümezsoy İdeolojik Büro Sorumlusu, Hüseyin Adıgüzel Türk Dünyası Bürosu Sorumlusu, Serap Yeşiltuna Genel Sekreter Yardımcısı, Kaya Ataberk ise Başkanlık Kurulu Üyesi oldu...
GÖKÇE FIRAT Ulusal Parti Gerçek Atatürkçü Partidir
I- Ulusal Parti, Gerçek Atatürkçü Partidir
II- Yoksulların Partisi Olacağız
III- “Türk-Kürt Kardeşliği” Palavrasına İnanmıyorum
IV- Amerikasına da Avrupasına da Rusyasına da Karşıyız
V- Ekonomide Mucize Reçetemiz Atatürk Devletçiliği
GÖKÇE FIRAT Partiler ve Liderler Değil
Düzen Değişmeli!
Partileri değiştirirsiniz, liderleri değiştirirsiniz, sizi sömürecek
insanları değiştirirsiniz, bu ülkeyi daha fazla aldatacak insanları
değiştirirsiniz, ama hiçbir şeyi değiştiremezsiniz. Amerika’sı orada durur, Avrupa’sı orada durur, sizi sömüren para babaları,
uluslararası sermaye orada durur, siz de yerinizden olan bitenleri
izlersiniz. O halde biraz cesur olalım ve sorunun temeline inelim. Sorunun temeli emperyalizmdir. Ulusal Parti iktidara geldiğinde AKP’yi değil, ABD’yi iktidarından indirecektir. Ulusal Parti iktidara
geldiği zaman AB’yi iktidardan indirecek.
ALİ ÖZSOY CHP Atatürk'ün Partisi mi?
90’lı yıllarda Türk Ordusu’nun ABD’ye mesafeli davranışı, bugün için de önemli dersler taşıyor. O dönem ABD’ye rest çekmek
Türkiye’ye hiçbir şey kaybettirmemişti. Aksine, PKK terörü bitme noktasına getirilmiş, Türkiye Şeriatçı bir iktidardan kurtarılmıştı. Peki Özkök’ten sonra başlayan ABD’yle uzlaşma ve ABD’ye
teslimiyet döneminin sonucu ne oldu? PKK güçlendi, Şeriat iktidara geldi ve iktidarını perçinledi, Kuzey Irak’ta bir Kürt Devleti fiilen
kuruldu ve ABD bir daha çıkmayacak bir şekilde Kuzey Irak’a
yerleşirken Türk Ordusu o bölgeden tamamen çekildi. ABD’yle dostluk ne kazandırdı bize? Hiçbir şey! Ne kaybettirdi? Çok şey!
Öyleyse...Biraz cesaret...
ÖZGÜR ERDEM Ulusal Parti:
Türk’ün Sesi - Türk’ün Partisi
Bugün Türkiye’de en büyük solculuk Türk’ün sesini kısmak
isteyenlere direnmektir. Ulusal Parti, Türk’ün partisi olduğunun
bilincinde, Türk’ün sesini kısmak isteyen emperyalizme ve
kapitalizme karşı mücadelenin başında yer alacaktır.
Bugüne kadar Türkiye’de herkes konuştu, bir tek Türkler sustu.
Ulusal Parti’yle birlikte konuşma sırası Türk’e de gelecek...
İNAN KAHRAMANOĞLU Ulusal Parti Zorunluluğu
Türkiye’nin en önemli sorunu olan Kürt bölücülüğü konusunda, bırakın sözde ulusalcı partileri, Atatürk çözümünü savunan, “tek dil, tek bayrak, tek millet” diyebilen tek bir siyasi parti var mıdır? Bu soruların hepsinin tek bir cevabı vardır: Hayır! Neden ille de Ulusal Parti’ye ihtiyaç olduğunun cevabı da böylece ortaya çıkmaktadır. Türkiye’de AB ve ABD emperyalizmine, gericiliğe, Kürt
bölücülüğüne ve Batının iktisadi sömürüsüne karşı çıkacak bir
partiye ihtiyaç vardır. Bu parti Ulusal Parti’dir.
KAYA ATABERK
1923’ten 2023’e
Atatürk’ün Programı Hâlâ Güncel
Ulusal Parti iktidara geldiğinde uygulanacak program hazır. Geçmişin değil geleceğin ideolojisini rehber edindik, geleceğin programını uygulayacağız.Türkiye 2023 yılına geldiği zaman emperyalizmi kovmuş, gericiliği ve bölücülüğü ezmiş, Türk sosyalizmini hayata geçirmiş bir ülke olacak. Halkın yoksulluktan kurtulduğu,
maddi-manevi her çeşit sömürünün bittiği bir ülke…
SERAP YEŞİLTUNA
Ulusal Parti’nin
Kürt Sorununa Bakışı Aşırı mı?
Türk milleti, Atatürk’ün uygulamalarının en doğrusu olduğunu biliyor ve bu uygulamaları yeniden hayata geçirecek, cesur bir önderlik arıyor. Unutmayalım, Türkler yumuşadıkça PKK sertleşiyor. Türkler sustukça PKK’nın sesi daha çok çıkıyor, Türkler acıdıkça, PKK daha da acımasızlaşıyor, Türkler affettikçe PKK daha da çok öldürüyor. O nedenle, şehitlerimize gerçekten sahip çıkalım ve başlarını ezelim!
ÖZGÜR BİLLUR Ulusal Parti Başarabilir mi?
Medyanın Ulusal Parti ve Gökçe Fırat’a karşı uyguladığı
ambargonun altında büyük bir korku vardır. Onlar bilmektedirler ki, Ulusal Parti’nin politikaları halkla buluştuğu anda büyük bir güce dönüşecek ve Amerikancıların oyunları bozulacaktır. Medyayı
elinde tutan maaşlı işbirlikçiler TÜRKSOLU’nu karalamak için haber yaptıklarında, halkın onların yönlenmesini dikkate
almadığını gördüler. Bu yüzden karalamak için bile olsa Ulusal
Parti’yi haber yapmıyorlar, Gökçe Fırat’tan bahsetmiyorlar.
PROF. DR. EMİN SAMİ ARISOY
Ulusal Parti:
Kemalist Devrim’in Ayak Sesleri
Ulusal Parti, “Mustafa Kemal gibi düşünen, Mustafa Kemal gibi
olmaya, yapmaya, davranmaya çalışan, Mustafa Kemal gibi duran” Türklerin partisi olmak üzere kuruldu… Ulusal Parti Kemalist
Devrim’in ayak sesleridir, devrimin partisi olacak ve onu mutlaka
tamamlayacaktır… Ulusal Parti, gerçek Atatürkçülerin, “Ne Mutlu Türk’üm Diyene…” diyebilenlerin, “Türkiye Türklerindir…”
gerçeğini benimseyenlerin ve Büyük Türk Ulusu’nun partisi
olacaktır… Ulusal Parti, Mustafa Kemal Paşa’nın, askerinin,
milletinin, bayrağının partisi olacaktır…
Prof. Dr. TÜRKKAYA ATAÖV Ulusal Parti’yi Anlatmak Zor Değil
Bir yakınımın çalışma yerinde eski CHP’nin Adana’dan birkaç
dönem milletvekili, gördüğümde 91 yaşında ve ceketinin üstünde Atatürk rozetli bir bey tanıdım. Bana şu anısını aktardı: Atatürk’ün Adana’ya bir gelişinde, yetenekli bir genç olarak onu
Cumhurbaşkanına tanıştırmışlar. Tüm olasılıkları dikkate alan ve gerçekçiliği üstün yeteneklerinden biri olduğu bilinen Atatürk,
gencin söylediklerini dinledikten sonra, çevresindekilere demiş ki: “İleride bir gün CHP’yi kapatırlarsa, bu çocuk yeniden kurar!”
Günümüzde Atatürk’e yaraşan partiyi birtakım gençler Ulusal Parti
adıyla kurdular...
PROF. DR. ŞENER ÜŞÜMEZSOY 68’in Devamı Ulusal Parti’dir
Ulusal Parti’nin en inatçı olacağı, en değişmez olacağı nokta
Atatürkçülükte ısrar etmektir. Atatürkçülükte ısrar etmek demek
toplumsal kökümüzün devrimci işleyişine sahip çıkmaktır. Şu
bilince varmak demektir: Türkiye’de yapılan bilimsel ve diyalektik analiz göstermektedir ki Türk toplumunun ve Osmanlı
coğrafyasındaki diğer toplumların emperyalizme karşı yapacağı
devrimci atılım Kemalizmdir. Atatürkçülüktür.
HÜSEYİN ADIGÜZEL Ulusal Parti ve Türk Dünyası
Bütün bu işler, zaman içerisinde geliştirilecek ve bir hedefe
yöneltilecektir. Bu hedef “Dünya Türklerinin Birliği”dir. Siyasi olarak bu hedefi önüne koyan tek parti Ulusal Parti’dir. Çünkü, Ulusal Parti Türklerin, kendini Türk hissedenlerin partisidir. Amacımız, Dünya Türkleri ile bir birlik oluşturarak emperyalizm ile sonuna kadar mücadele etmektir. Hiç kimsenin ne toprağında ne zenginliklerinde ne de bağımsızlıklarında gözümüz vardır. Saldırgan emperyalizmi dünya üzerinden silmek görevimizdir. Bu görevi yerine getirmek
için mücadelemizi, her koşulda ve her zeminde sürdüreceğiz..

İLERİ'DEN
12 Mart ve 12 Eylül’de iki faşist darbe yaşamış bir ülkeyiz. Bu iki darbede de faşizm solun üzerine “balyoz” gibi indi. Öyleyse ortaya çıkan bu darbe planlarını sevinerek mi karşılayacağız?
Türkiye’de artık darbeler dönemi bitiyor mu?
Siyaset sivilleşiyor mu?
Elinizdeki sayı, işte bu soruları yanıtlıyor. Daha doğrusu, soruları doğru düzgün soruyoruz.
GÖKÇE FIRAT Türk Ordusu'nun İntiharı
AKP’nin iktidara geldiği dönemde Türk Ordusu’na karşı topyekün bir saldırı başlamıştır ve Türk Ordusu kendi yurdunda düşman
ordusu muamelesine tabi tutulmaktadır. Ordu düşmanları açısıdan söylenecek şeyler herkes tarafından söylenmektedir ama asıl
önemli olan Ordu’nun tavrıdır. Büyük bir psikolojik savaşla karşı karşıya olduğunu her fırsatta ifade eden Ordu’nun komuta
kademesi mevcut stratejisi ile bu saldırılara direnebilir mi? Yoksa
aslında sadece saldırıya uğrayan değil de intihar eden bir ordu ile mi karşı karşıyayız... Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ’un yaptığı iki konuşma Türk Ordusu’nun içine düştüğü yanlış anlayışın en açık
göstergesidir.
ALİ ÖZSOY Türk Ordusu'nda NATO'culuk Çıkmazı
Atatürk hayatı boyunca “bağımsızlık ve özgürlük benim karakterimdir” düsturunu ilke edindi. Osmanlı ordusunda Alman egemenliğine hep isyan etti. 1918 hezimetinin yabancı
egemenliğinden kaynaklandığını biliyordu. Alman komutasına
girmenin getireceği felaketi önceden öngörmüştü. Ordu ulusun
kaderi demekti. Bu kaderi yabancı komutanların emir veya
denetimlerine bırakmak asla kabul edilemezdi. Bu yüzden Atatürk’ün ordusu bütün Batıcı paktların dışında kaldı. Bağımsız ve güçlüydü. Sadece ulusa ve ulusun kaynaklarına dayanıyordu. Türk askeri artık iki tercih arasında kalmıştır. İkisi aynı anda asla olamaz. Türkiye’nin kurtuluşu veya mahvı da bu tercihten geçmektedir.
Ya Atatürkçüsün ya NATO’cu...
ÖZGÜR ERDEM Türk Ordusu'nda Amerikan Karşıtlığı
90’lı yıllarda Türk Ordusu’nun ABD’ye mesafeli davranışı, bugün için de önemli dersler taşıyor. O dönem ABD’ye rest çekmek
Türkiye’ye hiçbir şey kaybettirmemişti. Aksine, PKK terörü bitme noktasına getirilmiş, Türkiye Şeriatçı bir iktidardan kurtarılmıştı. Peki Özkök’ten sonra başlayan ABD’yle uzlaşma ve ABD’ye
teslimiyet döneminin sonucu ne oldu? PKK güçlendi, Şeriat iktidara geldi ve iktidarını perçinledi, Kuzey Irak’ta bir Kürt Devleti fiilen
kuruldu ve ABD bir daha çıkmayacak bir şekilde Kuzey Irak’a
yerleşirken Türk Ordusu o bölgeden tamamen çekildi. ABD’yle dostluk ne kazandırdı bize? Hiçbir şey! Ne kaybettirdi? Çok şey!
Öyleyse...Biraz cesaret...
|
KAYA ATABERK Darbe mi Demokrasi mi?
Sonuç olarak kendisini “darbe karşıtı” olarak tanımlayanların
bilinçli bir ihanet içinde oldukları ortadadır. ABD’nin bu haince asker düşmanlığını sonuna kadar kullanacağı da bellidir. Yazımızın başlığında sorduğumuz sorunun cevabı da aslında açıktır. “Darbe karşıtı” koalisyonun demokrasiyle hiçbir ilgisinin olmadığı kesindir. Tam tersine bunlar AKP faşizminin Türk Ordusu’nu ve muhalefeti ABD çıkarları için ezme planın paramiliter faşist birliklerinden, kara
gömleklilerden başka bir şey değillerdir.
İNAN KAHRAMANOĞLU
Şeriatçıların Ordu Düşmanlığının Tarihsel Kökleri
Şeriatçı hareket bugün eşiğine geldiği Şeriat rejiminin kurulmasında önündeki tek engel olarak gördüğü Ordu’yu yok etmek için var
gücüyle saldırırken, özlediği düzenin ancak Ordu’ya yönelik bu
tasfiye operasyonunun başarıya ulaşmasıyla mümkün olduğunun da farkında. Türkiye’de laik rejimin teminatı olarak görüleni Ordu’yu tasfiye etmeden bir Şeriat devleti kurmanın imkânsızlığını, tarihsel olarak 31 Mart vakasından 28 Şubat müdahalesine kadar yaşayarak
gören Şeriatçı hareket görülüyor ki bu kez dersine iyi çalışmış.
ÖZGÜR BİLLUR AKP Yargıya Neden Düşman?
Tayyip rejiminin yargı içinde örgütlenmesinin de tek başına bir
anlamı kalmamıştır. Çünkü hukuk varsa, hukukçunun ona uygun davranması bir zorunluluk halini alır. O yüzden Tayyip’in kafasında da tıpkı Hitler’in yaptığı gibi hukuk düzenini kaldırmak vardır. Bunu başarmak için hedef tahtasında hep yargı mensupları vardır.
Kendisinden olmayan yargıç ve savcılar, kendisine bağlı olanlar
tarafından sorgulatılır, hatta tutuklatılır. Ama faşizm kurmak için bu yöntem yeterli değildir. Hukuk sisteminin toptan kaldırılması
gerekir. Tayyip adım adım o gün için hazırlanmaktadır.
SERAP YEŞİLTUNA Türk Ordusu'nda Devrimci Hareket: Talat Aydemir ve Fethi Gürcan
Devrimcilik yalnızca askere bırakılacak bir şey midir, elbette hayır. Nasıl ki öğrencinin devrimcisi, işçinin devrimcisi, sanatçının
devrimcisi olursa askerin de devrimcisi olacaktır. Günü geldiğinde görevini yapabilmek için... Her şeyi askere bırakmak nasıl ki
idare-i maslahatçı bir tutumsa, halkın kaynadığı bir dönemde susan asker de idare-i maslahatçıdır. 22 Şubat ve 21 Mayıs hareketleri bize
susmayan onurlu subayların olabileceğini gösteriyor.
HÜSEYİN ADIGÜZEL AKP ve Türk Ordusu
AKP iktidara geldiği ilk günden itibaren, en büyük endişeyi ve
dolayısıyla korkuyu TSK’nın varlığından duymuştur. Türk hükümeti ile Türk Ordusu’nu karşı karşıyaymış gibi gösteren bu durum; ilk
bakışta, çelişkili gibi görünmektedir. AKP’nin niçin kurulduğunu ve nereden gelip nereye gittiğini gözlemleyenler ve düşünenler için bu durum hiç de çelişki göstermez. Çünkü; AKP ve onu kuranların
zihniyeti, ilk eğitimlerini aldıkları günden başlayarak Atatürk ve
onun ordusunun düşmanlığı üzerine bina edilmiştir.
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN Yargıya Saldırı
“Yargıya darbe” nitelemelerinin yanlış olmadığı açıklık
kazanmaktadır. Hukuk devletinin yönetimi yargı ve ordu
karşıtlığıyla eleştirilmektedir. Anayasa Mahkemesi devlet
karşıtlığıyla cezalandırmıştır. Bunlar küçümsenip geçiştirilecek
durumlar değildir. İktidarın yargıyı güçlendirmek, bağımsızlığını sağlamak yerine yok etmek biçimindeki tutumu bugüne değin
görülmemiş biçimde bir ölçüsüzlükle sürmektedir. Yargıya saygısı olmayan, güveni sarsan iktidarlar kimseden saygı görmez ve böyle
iktidarlara kimse güvenmez.
Prof. Dr. TÜRKKAYA ATAÖV Ermeni Soykırımı Yalanı ve Gerçekler
Batılı yazarlar genellikle Ermenilerin sessiz, barışçı, silâhsız, inançlı Hıristiyan, içten ve dıştan korumasız, boynu bükük, ama bu
özelliklerine karşın güçlü Osmanlı ordusunun birden saldırısına
uğradıkları görüşünü yayarlar. Bu yoruma göre, 1915’deki Ermeni ayaklanması Osmanlı güvenliği için gerçek bir tehlike
oluşturmamıştır, Ermenilerin içinde bir olasılıkla silâha elini
değdirmiş olan varsa bunlar ancak bir avuç insanın ufak tefek
olaylarıyla sınırlı kalmıştır.Oysa, Ermeni silâhlı tehdidi askerî
güvenlik açısından gerçekti ve ona tepki olarak doğan yer
değiştirme olayı güvenlik arayışı içinde bir zorunluluktu, yalnız
böyle bir güvence kararını yansıtıyordu.
PROF. DR. ŞENER ÜŞÜMEZSOY Çarpıtılmış Kürt Tarih Tezi
Kürt tarihçilerinin Kürt kimliği için ileri sürdükleri ana belge olan Şerefname, aslında Türk tarihinin ana verilerinden birini
oluşturmaktadır. Bizim bu tarih anlayışındaki kavramlarımız,
özellikle karşıt görüşlü tarihçilerin verilerinden kaynaklanmaktadır. Yani Ermeni tezlerine Ermeni kaynaklarını esas alarak cevap verme durumunda Alban tarihini, daha sonra Tatarlar ve Ermenilerin
birlikteki tarihini yine Ermeni katalikoslarından Kiliyako’nun
tarihinden almaktayız. Keza Anadolu’daki Ebu Farak veya Urfalı Mateo gibi tarihçilerin kaynaklarını ele aldığımız zaman ilginç bir Türk tarihi ortaya çıkmaktadır. Keza İbn-i Esir gibi Arap
tarihçilerinin de kaynakları Türkleşme tarihinin kayıtlarını tutmuş
olmalarıdır.
ESER ÖZALTINDERE TSK'da Amerikancı Yapılanma
Türkiye bir yol ayrımındadır. Bir ok, sömürgecilerin köleliği yönünü gösterirken, diğer bir ok, ulusal çıkarların ve Cumhuriyet’in
Atatürk’ün ilkeleri doğrultusunda ne pahasına olursa olsun
korunması yönünü işaret etmektedir. Bu yönler çerçevesinde, saflar da ayrışmıştır. İşte bu yol ayrımında ve saf tutuşta bana göre İlker Başbuğ yanlış yöne meyillenmiş ve TSK içerisinde oluşmaya
başlayan gerçek Atatürkçü ve anti-emperyalist bir nüvenin serpilip gelişmesi konusunda dik duruşuyla ve tavrıyla bir kalkan işlevi
görerek yeni bir döneme imza atabilecekken, çok fazla edilgen
kalmayı tercih etmiştir. Onun bu silik ve yandaş tavrı yüzünden,
aslına rücû etme yolunda önemli mesafeler kaydetmiş olan TSK’da
çok önemli bir fırsat kaçırılmıştır. .
PROF. DR. BAYRAM BAYRAKTAR Mustafa Kemal Atatürk: Batı ve BAtılıyı En Doğru Anlayan Adam
Mustafa Kemal Atatürk Atatürk ne Batıyı taklit, ne de Batının
safında ABD ve Avrupa’ya jandarmalık yaparak, ülkeyi kontrol
edilemez borçlar içine sürükleyerek kendi halkını iç ve dış
sömürüyle soyan, zaman içinde hemen hemen ülke çalışanlarının ezici bir çoğunluğunu asgari ücrete mahkum etmekte olan egemen zihniyete O’nun düşünce dünyasında yeri yoktur. Bu politikanın adı olsa olsa tek kelime ile soysuzluk olabilirdi. Kurduğu ekonomik
model ve ülkeyi yabancı ülkelere borçlandırmama yöntemi, yeni
Türkiye’nin özgün politikalarıydı..
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
| Sayı: 42-43 | Sayı: 42-43 | Sayı: 38-39 | Sayı: 36-37 |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
| Sayı: 35 | Sayı: 34 | Sayı: 32-33 | Sayı: 31 |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
| Sayı: 30 | Sayı: 29 | Sayı: 28 | Sayı: 27 |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
| Sayı: 26 | Sayı: 25 | Sayı: 24 | Sayı: 23 |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
| Sayı: 22 | Sayı: 21 | Sayı: 20 | Sayı: 18-19 |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
| Sayı: 16-17 | Sayı: 15 | Sayı: 13-14 | Sayı: 12 |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
| Sayı: 11 | Sayı: 10 | Sayı: 9 | Sayı: 8 |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
| Sayı: 7 | Sayı: 6 | Sayı: 5 | Sayı: 4 |
![]() |
![]() |
![]() |
|
| Sayı: 3 | Sayı: 2 | Sayı: 1 |
|
|
|
| "Menderes Gibi Geldi Menderes Gibi Gidecek" Slayt gösterisi için tıklayın) (40 MB |
Deniz Gezmiş Belgeseli (youtube-20 dakika) 1. Bölüm | 2. Bölüm |
Kürt-İslam Sentezi Slayt gösterisi için tıklayın (46 MB) |
![]() ![]() |
|
TÜRKSOLU
internet sitesi: Site içi arama:
|
|